Kullanıcı Değerlendirmesi: / 353
ZayıfMükemmel 

           Hz. Muhammed’in  soyu Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in  soyundan gelmektedir. Hz. İsmail  annesi Hâcer  ile  birlikte Mekke’ye  yerleştikten bir müddet sonra civarda  bulunan ve Kâhtaniler’in kolu  olan  Cürhüm  kabilesinden  bir  kızla  evlendi. Bu  evlilik Râsulüllah’ın kıyamete  kadar  devam  edecek  olan neseplerinin temeli  de atılmış  oldu. Nitekim Râsulüllah, Hz. İsmail’in  neslinden  geldiğini  şöyle  bildirir: “Allah Teala, İsmail Oğullarından Kinane Oğullarını, Kinane Oğullarından da Kureyş'i, Kureyş'ten de Benî Haşîm'i, Benî Haşîm'den de beni seçti.”[1] Râsulüllah’ın nesebi Hz. İsmail’e dayandığı  noktasından herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak Hz. İsmail'in  vefatından  (kaçıncı kuşak  torunu  olduğunu  kesin  bilemediğimiz) Adnan’a  kadar  yaşayan ailesi hakkında sıhhatli ve kuvvetli  bilgiler bulunmamaktadır. Neseb alimleri ve tarihçiler Hz. İsmail  ile Adnan arasında kaç nesil  veya  kaç ata[2] geçtiği konusunda  araştırmalar yaparak  farklı sayılar elde  etmişlerdir. Onlardan İsmail ve Adnan arasında kırk[3], otuz, yirmi, onbeş, ondört, yedi ve dört atanın olduğunu söyleyenler  olsa da  Hafız İbn kesîr’in de  belirttiği  gibi bu  ikisi  arasında kaç ata geçtiği  konusunda en revaçta  olanı kırk tane atanın  geçtiği bilgisidir.[4] Ancak meşhur tarihçi Urve b. Zübeyr’in “Adnan ile İsmail arasında kimlerin geçtiğini bilen kimseye rastlamadık.[5] şeklinde belirttiği gibi  bu ikisi arasında geçen kişiler hakkında kesin bilgilere vakıf da  değiliz. Aynı Şekilde Müellif İbnü’l-Esîr’de  bu  konuda: “Adnan ile  Osman Arasında kimisi dört baba  zikrederken kimisi kırk  baba  zikreder. Onların  isimlerindeki  ayrılık  ise sayılarındaki ihtilaftan daha  çoktur. Durum  böyle  olunca  bu  konuya hiç  girmedim. Bazıları da  bu  konuda  hadis ileri  sürerler  ancak  bunlar  sahih  değildir.”[6] diyerek  bu  konuya  son  noktayı  koymuştur. O halde şunu bilmek lazım  ki zikredilen  rakamlar ve isimler  neseb  alimleri ile tarihçilerin geçmişe  yönelik  kesin netice  vermeyen  farazi çalışmalarının ürünüdür bu  konuda  sağlam  bilgiler  bulunmamaktadır.

           Bununla birlikte Râsulüllah’ın ile 21. atası Adnan’dan  itibaren  bu aile  hakkında emin  bilgiler  ulaşmaktayız. Râsulüllah’ında  Adnan’dan  itibaren bildirmiş  olduğu nesebi  şöyledir:

 

 

1-     Adnan: Hz. Peygamber’in 21.  göbek  dedesi olan Adnan’ın babası Üded, annesi ise Belhâ binti Yar’ub’tur. Bütün kay­naklar Adnan'ın Hz. İbrahim'in oğlu İs­mail'in soyundan geldiği konusunda birleşmekte, ancak hayatı hakkında fazla bilgi vermemektedirler. Onun Hz. İbra­him'e ve ondan da Hz. Âdem'e kadar uzanan nesebine dair çok farklı rivayetler vardır.[7] Neseb  tarihçilerinin  belirttiği  üzere Araplarının  atası  olan Adnanîlerin  ismi Adnan’dan  gelmektedir. Yine Adnan döneminde Kudüs tahrip  edilmesi  sebebi  ile  burada  bulunan Yahudiler Medine’ye hicret etmişlerdir.[8]

2-     İbn Meadd (Maadd): On  iki yaşlarında, Babil  krali Buhtı’n-Nâsr’ın Arabistanı  istilası sırasında kaçırılan Mead Harran’da yaşadı.  Babasının  vefatı  ile  tekrar  Mekke’ye  geldi.[9]

3-      İbn Nîzâr: Künyesi; Ebû ıyâd'dır.

4-      İbn Mudar:

5-      İbn İlyâs: Künyesi; Ebû Amr'dir.

6-      İbn Müdrike: Adı; Amr, künyesi; Ebû Hüzeyl'dir.

7-      İbn Huzeyme: Künyesi; Ebü Escd'dir

8-      İbn Kinâne: Künyesi; Ebû'n-Nadr'dır

9-      İbn en-Nadr: Künyesi; Ebû Yahlud'dur. Oğlu Yahlud'un adı ile künyelenmiştir. en-Nadr'ın adı, Kays'tır. Ona Nadr denmesinin nedeni, güzelliği idi.

10-  İbn Mâlik: Künyesi; Ebû'l-Hâris'tir.

11- İbn Fihr: Künyesi; Ebü Gâlib'dir. Lakabına  Kureyş  dendiği  için  kendisinden  sonra  gelenler  bu isimle  anıldı.

12-  İbn Gâlib: Künyesi; Ebû Teym'dir.

13-  İbn Lüeyy: Künyesi; Ebû  Kâ'b'dır.

14- İbn Ka’b: Künyesi; Ebû Husays'tır. Kâ'b'ın Araplar arasında büyük bir değeri vardı. Bu sebeple Fil Yılı'na kadar onun ölümünü tarih başlangıcı olarak almışlardı. Daha sonra Fil Yılı'm tarihleri için başlangıç aldılar. Hacc günlerinde halka hutbe okurdu. Onun Peygamber (s.a.v.)in geleceğini haber veren hutbesi ise çok ünlüdür[10]

15-  İbn Mürre: Künyesi; Ebû Yaknza'dır. Mürre'nin annesi ise Şeybân b. Muhârib b. Fİhr'in kızıdır.

16- İbn Kilâb: Künyesi Ebu  Zühre  olan Kilâb  hakkında  bilgiler  sınırlıdır. Ticaretle  meşgul  olduğu  bilinmektedir.

17- İbn Kusay: Gerçek adı Zeyd[11]  olan  Kusay’ın  künyesi Ebû’l-Muğire’dir.[12] Kabilesinden  uzak  yerde  büyümesi  sebebiyle  Kusay  lakabına  mazhar  oldu.  Babası Kilâb, muhtemelen Filistin’e yapacağı ticarî bir iş gezisi nedeniyle evden ayrıldıktan sonra yolda uğradığı  Kudâ’a kabilesinden bir kızla evlendi ve bu evlilikten Kusay dünyaya geldi.[13] Babasının vefatından  sonra  Kusay  amcaları  tarafından  Mekke’ye getirilmiş  olmalı. O sıralarda  Mekke yönetiminde  Huzâ kabilesi liderliği  söz  konusu  idi. Kusay Huza kabilesinin  liderinin kızıyla  evlenerek nüfuzu  arttırdı.  Sonraki  dönemde  anne  tarafının da  desteği  ile  Huzâalıları Mekke  yönetiminden  uzaklaştırarak yönetimi  ele geçirdi.

       Mekke’nin teşkilatlanması, yeniden yapılanması  ve sosyal  alanlarda  bir  takım  yeniliklerin  zuhuru  açısından  Kusay önemli  bir  isimdir. Mekke  tarihi  üzerinde yaptığı  yenilik  ve değişimlerden  dolayı  Hz. İsmail’den  sonra  Kusay’a ikinci  kurucu  niteliği verilebilir. Nitekim o şehrin büyüklerinin Mekke sorunlarını  konuşabilecekleri meclis  niteliğindeki Daru’n-Nedve (görüşme  evi)’yi  inşa  ettirdi. Yine Mekke’de çadır tipi  evler  yerine  taştan  evler yapılmasına öncülük  etmesi  sebebiyle de  Mekke  imarı  açısından önemli  bir  reformist  idi.[14]

18- İbn Abdu Menâf: Asıl  adı Muğire  olan Abdu Menaf’ın  künyesi Ebû Abdi Şems’tir. O doğduktan  sonra  annesinin onu ibadet  amaçlı  Menaf  ismindeki  putun  yanına  götürmesi  sebebi  ile  de Abdu Menaf lakabını  aldı.[15] Ticaretle meşgul  olan  Abdu Menaf aynı  zamanda “Sidare”  yani  dış  ilişkilerden de  sorumlu  idi. Bu  sebepledir  ki  Abdu Menaf dış  debletlerle  önemli  ilişkiler  kurdu. Bizans, İran ve Habeşistan  gibi  dönemin  büyük  devletleri  ile  ticari anlaşmalara imza  atarak Mekke ticaretinin  dışa  açılmasını  ve  bir yönüyle  uluslar  arası ticaretin  gelişmesini  sağladı.

19- İbn Haşim: Hz. Peygamber’in  büyük  dedesi  olan Haşim’in  asıl  adı Amr, künyesi  ise Ebû Nadlah’tır.[16] O’na Haşim (kıran, ufaltan) lakabının  verilmesinin  sebebi  ise  şöyledir: Halk  arasında kıtlığın  hüküm  sürdüğü  bir  dönemde ekmekleri  ufaltarak tirit aşını  yapıp halka ikram  etmesi  sebebiyle ufaltan anlamına  gelen  bu  isim  verildi.[17]

         Ticaret  ile meşgul  olan  Haşim, bir  Suriye   ticareti esnasında  Medine’de bulunan  Neccar oğullarının kızı  olan  Selma  b.  Amir  ile evlendi. Haşim  bir ticaret  seyahati  için  gittiği Şam (Gazze)’da  vefat  etti  ve  buraya  defedildi.[18]   Vefat  ettiği  sırada yirmi  veya  yirmi  beş  yaşında  olduğu rivayet  edilir.[19]      

20- Abdulmuttalib: Babası Kureyş kabilesine mensup Haşim, annesi ise Selma binti Amr b.  Zeyd olup Hazrec Kabilesi'nin Neccâroğulları kolundan idi. Abdulmuttalib  (Muttalib’in kölesi)’in  gerçek  adı kır saçlı  manasına  gelen Şeybe,[20] künyesi  ise Ebû’l Hâris’tir.[21] O’nun oldukça uzun boylu, kumral tenli ve hoş sakallı biri olarak anlatılır.[22] Ona Abddulmuttalib denilmesinin  sebebi  ise: O anne  ocağı  olan  Medine'de  doğdu ve sekiz yaşına  kadar  burada  kaldı. Babası Haşim’i vefatından  sonra  Medine’deki  yeğenini Mekke’ye getirmek üzere  yola  çıkan Muttalib,  yeğeni  Şeybe’yi  terekesine bindirmesi  sebebiyle onu  bu  halde  gören  Mekkeliler  tarafından Muttalib’in  kölesi  manasına  gelen  bu  isim  verildi.[23]

          Kâbe’ki  zemzem  kuyusunu  kazmak  istediğinde[24] Kureyş’in tepkisine  maruz  kalan  Abdülmuttalib,[25] Rabbi’ne  dua  ederek  şayet  kendisini koruyacak  on çocuğu  olursa  birisini kurban  kesmek  üzere  adak  adadı. On  tane  oğlu olan[26] Abdülmuttalib adağını gerçekleştirmek  üzere on oğlundan  birini  seçmek  için dönemin popülaritesi olan fal  oklarına  müracaat  etti.[27] Oklar ise en  küçük  kardeş  olan Abdullah’ı  işaret etti.  Rivayete göre Abdülmuttalib  bu  olay  üzerine  Abdullah'ın elinden tutup onunla İsâf ve Naile'nin bulunduğu yere doğru ilerlemeye koyuldu. Bütün kurbanlıkla­rını bu iki putun yanında keserlerdi. Kureyşliler, sohbet meclislerinden dağılıp ona: “Ne yapmak istiyorsun?” diye sorunca O: “Bunu kesmek is­tiyorum” dedi. Kureyşliîerle, diğer çocukları hep bir ağızdan: “Allah'a ye­min ederiz, bu konuda sana çıkar bir yol gösterilmedikçe, sen onu kesme­yeceksin. Çünkü eğer böyle birşey yapacak olursan, aramızdan çocuğunu kesmeye kalkışanlar, türeyip gideceklerdir.” Muğire b. Abdullah b. Amr b. Mahzûm ona: “Allah'a yemin ederim bu konuda sana bir çıkar yol gös­terilmedikçe, sen de onu kesmeyeceksin. İsterse onu bu ölümden kurtar­man, tüm mallarımızı feda etmemizi gerektirsin.” derken diğer taraftan Kureyşlilerle çocukları şöyle diyorlardı:  “Yapma şunu. Hicr'de bulunan bir kâhine var. Onun yanına git. Ona durumu sor. Sana onu kes, diyecek olursa kesersin, senin için  çıkar yol gösterirse kabul eder­sin.”

            Duruma  vakıf  olan  kadın: “Memleketinize dönün ve bir tarafa on deve koyarak, develerle ada­mınız arasında kura çekin. Eğer kur'a adamınıza çıkarsa, o zaman Rabbinizi razı edinceye kadar onar onar develerin sayısını artırın. Develere çı­kacak olursa, o develeri kesin. O zaman Rabbiniz de razı olmuş olur, ada­mınız da kurtulmuş olur.”[28]

           Netice de “Arrâfe”[29] ismindeki  bu  kahin kadının  tavsiyesini  yapmak  üzere  tekrar  oklara  müracaat ettiler. Bu sefer  okların  bir  ucunda  Abdullah  bir  ucunda  ise  on  deve  vardı. Kur’a Abdullah’a çıktıkça  onar  deve  eklendi.  Ta ki  yüz  deve  olunca  oklar artık  Abdullah’ı  göstermedi. Böylece  yüz  deve  karşılığında  kurtarılan  bir  zat  oldu. 

           Kâbe’yi  yıkmağa gelen  Ebrehe ordusuyla  ilk  müzakereyi  yapması  hasebiyle Fil  Hadisesinde rolü  büyüktür. Abdülmuttalib Hz. Peygamber’in  doğumundan  sekiz  yıl  gibi  kısa  bir  süre  sonra  vefat  etti.Rivayete göre Abdulmuttalib, yüz yirmi yaşındayken Öldü.[30] Vefatına müteakip şehirde  bulunan  halk  tarafından  sevilmesi hasebiyle  Mekke  çarsısı  günlerce  kapalı  kaldı.[31]

      Abdulmuttalib’in bilinen  on  oğlunun ismi  şöyledir:  Haris, Zübeyr,[32] Hamza, Abbas, Ebû Talib (Abdu Menaf), Dırâr, Muğavvem, Ebu Leheb (Abdulüzza), Ğaydâk, Sümmîye’dir.[33] Kızları  ise Safiye, Berre, Atike’dir.[34]

21- Abdullah: Abdülmuttalib’in en küçük oğludur.[35] Künyesi Ebû Kusem olduğu  gibi  oğlundan  dolayı  ona  Ebû Muhammed veya Ebû Ahmed diyenlerde  vardır.[36]

              Babası Abdulmuttalib’in adağına matuf  olan  Abdullah yüz deve  karşılığında kurtuldu. Ölümden  kurtulan Abdullah Zühre oğullarından Vehb’in kızı Amine  ile evlendi.[37] Abdulmuttalib’in   oğlu  Abdullah  hakkında kaynaklarda  fazlaca  bir  bilgi  yoktur.[38] Tercih edilen rivayete gö­re, ticaret maksadıyla yaptığı Şam (Gazze) seyahati dönüşünde hastalan­dı ve Medine'de (Yesrib), babasının dayıları olan Adî b. Neccâr oğulları ya­nında bir ay kadar hasta yattıktan son­ra vefat etti, orada Nâbiğa (Zürkânîve diğer bazı tarihçilere göre Tâbia) adlı birine ait evin avlusuna defnedildi. Mescid-i Nebevi’nin Ebû Bekir kapısı hizasında, yaklaşık 500 metre uzaklıkta bulunan ve kendisine ait olduğu kabul edilen kabir, mescidin 1976 yılında genişletilmesi sırasında yı­kıldı.[39]

 Abdullah’ın vefat  tarihi  hakkında  farklı  rakam  ve  iddialar  vardır. O  vefat  ettiği  zaman Hz. Peygamber’in dünyaya  geldiği ve  daha  ileri  gidenler 7, 18  ve  28  aylık  bir  çocuk  olduğunu   iddia  ederler.[40] Ancak asıl  ve  kabul  gören Hz. Peygamber  dünyaya  gelmeden  vefat  ettiği  şeklindeki   görüştür.

 

HATEM


[1] İbrahim CANAN, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, Ankara 2005, XV, 343;

[2] Ata’dan  kasıt  babadır.

[3] Sabri Hizmetli, İslam Tarihi (İlk Dönem), Bizim Büro Basım, Ankara 1999,  s. 194 Hizmetli şu  isimleri  zikreder: Adnan, Uded, Ümeyye, Sacib, Nabit, Sa’lebe, Anter, Sureşe, Mahlen, Avvam, Muhtemel, Raime, Ukban, Allah, Şemdud, Razib, Ayfer, İbrahim, İsmail, Zerrin, A’vec, Mut’am, Tihm, Kasver, Atud, Dada, Mahud, Raid, Bedan, Emane, Devs, Hasin, Mizal, Umeyr, Mahşer, Mazer, Sayfi, Nebat, Kayzer, İsmail, İbrahim.

[4]Ebü’l-Fida İmaduddin İsmail b. Ömer İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, II, 317

[5] Kesîr, 318

[6] İzzüddin Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed İbnu’l-Esîr, El-Kâmil Fi’t-Tarih,Hikmet yayın evi, Ter. Komisyon, II, 24

[7] Mustafa Fayda, “Adnan” Maddesi,  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1988, I, 391-392.

[8] Mehmet Zeki Canan, İslam Tarihi, Yelken Matbası, İstanbul 1977, s. 130- 131

[9] Canan, 131

[10] İbnü’l-Esîr, II, 17-24

[11] Ali Osman Ateş, “Kusay b. Kilâb” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, İstanbul, XXVI, ?

[12] İbnü’l-Esîr, II, 12

[13]Hamidullah, 35

[14] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İrfan Yayınevi, İstanbul  1967, I, 36

[15] İbnü’l-Esîr, II, 12

[16] İbnü’l-Esîr, II, 10; Hizmetli, 195

[17] İbnü’l-Esîr, II, 10; İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet Yayınevi, Ankara 2004, s. 57

[18] Sarıçam, 57

[19] İbnü’l-Esîr, II, 11; İbrahim Sarıçam, “Haşim b. Abdulmuttalib” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, İstanbul, 1988, XVI, 406

[20] Ona  doğduğu zaman  saçların  beyaz  olmasından dolayı  bu  ismin  verildiği  söylenir. O saçlarının beyaz olmasından  rahatsız  olmuş  olacak ki  ileriki  dönemlerde  Yemen’e  gittiği esnada  orada  gördüğü  beyaz saçları boyamam amaçlı saç  kınasını  Mekke’ye  getirerek  bu  konuda  öncülük etti. Bu  hususta  bkz. Hamidullah, 37

[21] İbnü’l-Esîr, II, 5

[22] Hamidullah,I, 36

[23] İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet Yayınevi, Ankara 2004, s. 57

[24] Haşimoğullarının hacca  gelenler  için  Rifade ve Sikaye  gibi   önemli  görevinin  olması  bu  olay  üzerinde  etkili olmuştur.

[25] İbnü’l-Esîr, II, 1; İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet Yayınevi, Ankara 2004, s. 58

[26] Abdulmuttalib’in on oğlu ile  gerçekleşen bu  hadise bazı  tarihçiler  tarafından  şüpheli  kabul  edilmektedir. Çünkü  rivayette bahsedilen on oğlundan biri olan Hz. Abbas  Abdullah’ın  vefatından sonra yani  Hz. Peygamber’in  doğumundan iki  ay  önce  doğdu.  Hal  böyle  olunca on  oğlandan biri  eksik  olduğu  için  hadise sıkıntılı  görülmektedir. Ancak kanaatimizce Abdullah babasının  en  küçük  oğlu olmamasına rağmen  hadisenin  gerçekleştiği  anda en  küçük  olduğu ve Abdulmuttalib’in ondan fazla  erkek  çocuğu olduğu  yönündedir. Nitekim O’nun “İki kurbanlığın oğlu” hadisi de  bunu  doğrulamaktadır. Bu  hususta bkz. Bekir Topaloğlu, “Abdullah” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, İstanbul, 1988, I, 76.

[27] Bu  dönemde  fal  okları  ve falcılık  yaygındı. Hatta Mekke  yönetiminde İsâr  adı  altında fal  oklarını çekmek üzere  görevli  kabileler  dahi  mevcuttu. Abdülmuttalib’in de  böyle bir  yola  başvurmasının  kaynağı  dönemin yaygın anlayışı  olsa gerek.

[28] İbnü’l-Esîr, II, 2-3

[29] Hamidullah, I, 37

[30] İbnü’l-Esîr, II, 10

[31] Hamidullah, 37

[32] Abdullah’ın  ikiz  kardeşi  olduğu  söylenir.

[33] El-Cevheret-ü fi Nesebi Nebi, 7

[34] Hizmetli, 197

[35] Abdülmuttalibin çocukları: Ebu Talib, Ez-Zübeyr, Abdülkâbe, Âtike, Umeyme, Berre’dir. Bu  hususta  bkz.

[36] İbnü’l-Esîr, II, 1

[37] İbnü’l-Esîr, II, 3-4

[38] Hamidullah, 38

[39] Topaloğlu, 76

[40] el-Hâlebî, es-Siretu’l-Halebiyye, Buyrut ty, I,  49-50, Ebu’l-Kasım Abdurrahman b. Abdullah es-Süheyli, er-Ravdatu’l- Unuf, II,  160-161