Kullanıcı Değerlendirmesi: / 17
ZayıfMükemmel 

        Mekke ve Medine  gibi  iki  önemli  merkezin Hicaz  bölgesinde  yer  alması bu  bölgenin insanlık  tarihinde  önemini  artırmaktadır. Mekke’de  yer alan Kâbe-i Muazzama  dini  inanan  insanlarca kutsal görülmesi  hasebiyle dini bir  merkez  statüsünü aldı. Yine Mekke’nin Hz. İsmail  bu  bölgeye  yerleşmesi  ile asırlarca  devam  edecek kültür  ve  medeniyet  şehri  haline  gelmesi de Mekke’ye  olan  ilgiyi  artırdı. Ancak Mekke ve Medine’yi  önemli  kılan ve  albenili hala  getiren  en  önemli  sebep İslamiyet’in Mekke’de  doğup  Medine’de yayılması  oldu.

        Görüldüğü  üzere Mekke ve Medine eski  zamanlardan itibaren  insanlık  tarihinde önemli yer  edinen  bir  şehirdi. Bu  kadar  önemli  şehirler  olmasına  rağmen  siyasi  otorite  konusunda İslamiyet’e kadar büyük  bir  krallık  veya medeniyetin kurulmuş  olması dikkate  şayandır. Burada  büyük  ve  köklü  bir  hükümdarlığın kurulamamasının bir  çok  sebebi  vardır  kuşkusuz. İslam  devleti  kurulana  kadar  bölgede  bir çok  siyasi  otoritenin  var  olduğunu  görmekteyiz. Bunlara  tarihi  süreç  içinde  şöyle  bir  göz  atacak  olursak:

Mekke ve siyasi otorite: Mekke’yi ilk  mesken  edinenlerin Amalikalılar olduğu  söylenir.[1] [2]Ancak  bize  ulaşan  bilgiye  göre  Hz. İsmail  ve anasının  bu  bölgeye  yerleşmesi  ile civarda  bulunan  Cürhümlüler de buraya  yerleşerek Mekke şehri  inşaa edildi.[3]  Hz. İsmail  döneminde Mekke  şehrinin  yönetimi  kendisinde  idi. Onun  vefatından  sonra  bu  görev  oğluna  tevdii  edildi. Oğlundan  sonra  ise Hz. İsmail’in  akrabaları  olan  Cürhümlüler Mekke  yönetiminde  söz  sahibi  oldu.   

           Cürhümlüler’in zamanla  Kâbe-i Muazzama’ya  saygısızlıklarından  ve  yoldan sapmalarında  dolayı civar  kabilelerden Huzaalılar, Cürhümlülerle  savaşıp onları  bu  bölgeden  çıkarak  yönetimi  ele  aldılar.  Huzaalıların  200  yılı  aşkın  yönetimi  sırasında Kâbe  ve  civarına  putlar  sokularak putçuluk  zuhur  etti. Özellikle  Huzaalı Amr b. Luhay bu  konuda  öncülük  edenlerdendi.[4]  

          Kureyş  kabilesine  adını  veren Kureşy’in  torunu ve Rasûlüllah’ın dedesi  olan Kusay b. Kilab 200  yılı  aşkın Huzaa  hakimiyetine  son  vererek yönetimi  ele  geçirdi. Kusay’ın  Mekke’in  yeniden  şekillenmesinde  rolü  büyüktür.Günümüzdeki  belediyecilik hizmetini  Mekke’ye  getiren Kusay  bu  şehri  yeniden  imara  tabi  tuttu. Mekke’nin daha  şeffaf  yönetilmesi  için Kâbe’nin  yanına  Dârü’n-Nedve’yi  inşaa  ettirdi. Kusay  hac  hizmetlerinde  de  bir  çok  kurum  ve  kuruluş  meydana  getirerek dini  alanda insanlara  kolaylık  sağladı.

           Kusay tarafından  Mekke yönetimini kolaylaştırmak ve bazı  işleri  kurumsallaştırmak adına oluşturulan kurumlar kendisinden  sonra da  oğulları  tarafından devam  ettirildi. Bu  kurumlar şöyledir:

1- Sedamet ve Hicabet Vazifesi: Kâbe’nin perdedarlığı  ve anahtarlığı  vazifesidir. Bu görevi devrelan  bir  yönüyle Mekke’nin dini  liderliğini de  devralmış  demekti. Bu  görev Abdü’d-Dâr oğulları  tekelinde  idi.

2- Sekâyet vazifesi:  Mekke’ye  gelen  hacılara  su dağıtma  vazifesidir.

3- Rifade Vazifesi: Mekke’ye  gelen fakir  hacılara  yemek ve  iaşe dağıtma vazifesidir.

4- Ukâb ve Liva Vazifesi: Savaş esnasında Kureyş bayrağını taşıma görevidir.

5- Kıyade Vazifesi: Harp  esnasında orduya  komutanlık  görevidir.

6- Nedve Vazifesi: Devlet işlerinin  ve halkın isteklerinin  görüşüldüğü toplantı  evini koruma  görevidir.

7- Meşveret Vazifesi: Önemli  işlerin görüşüldüğü ve  karara  bağlandığı konularda fikir sorma görevidir.

8- Sefaret Vazifesi: Büyük  elçilik  vazifesidir.

9- Hükümet Vazifesi: Halk arasında  meydana  gelen  davalara  bakıldığı ve  karara bağlandığı meclisin  görevidir.

10- Işnak Vazifesi: Günümüzün  maliyesi  gibi  borçlarla  ilgili hususları  yürüten meclis  görevidir.

11- Kubbe Vazifesi: Silah ve  cephanelikleri  koruma  görevidir.

12- İsâr Vazifesi: Fal ve okları  çekme  görevidir.

13- Emval-i Muhacere Vazifesi: Kâbe’ye bağışlanan  hediye ve sadakaları koruma görevidir.

14- İmare Vazifesi: Kâbe’de  edep  dışı  işlerin  yapılmasına  mani  olma  görevidir.

15- Ainne Vazifesi: Harp  zamanında  atlıların  atlarını  koruma  görevidir.[5]

        Kureyş yönetimi  altına  geçen ve Dârü’n-Nedve  ile de halkı  yönetime  katan  Mekke siyasi  anlayışı Hz. Peygamber’in İslam  devletini  kurana  kadar bu  haliyle  devam  etti.

      Kısaca  özetleyecek  olursak; görüldüğü  üzere Mekke’de  güçlü  siyasi  bir  otorite  yerine  Site Devleti  denilen küçük  şehir  devleti hakim  unsurdu. Çünkü bu  bölgenin arazi  ve  iklim  şartlarının el verişsiz  olması büyük  devletlerin  ortaya çıkmasına  engeldi.

Medine ve Siyasi  Otorite: Medine’nin ilk  sakinleri  Amalikalılardı. Amalikalıların bölgeden  dağılması  üzerine siyasi  otorite  ortadan  kalktı. Babil  baskınından  kaçan Benî Kureyza, Benî Kaynukâ  ve  Benî Nadîr Yahudileri Medine’yi  yurt  edindiler. Yine Yemen  civarında  yaşayan  Evs  ve Hazrec ismindeki  iki  kabilenin buraya  göç  etmesi  ile  Medine Kozmopolit  bir  şehir  haline  geldi.[6] Çeşitli  milletlerin oluşturulduğu  bu  şehir bir  devlete  bağlı  kalmadan  site  devleti şeklinde  varlığını  devam ettirdi. Siyasi  otorite  olmamakla  birlikte Mekke’ni  yönetiminde  oluşturulan Dârü’n-Nedve  gibi istişare  ile  şehrin işlerin yürütüldüğü  bir  kurum  mevcuttu. 

HATEM

[1] Şemseddin Günaltay, İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, Ankara Okulu Yayınlar, Ankara 1997, s.51

[2] İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet Yayınevi, Ankara 2004, s. 28

[3] Ne’şet Çağatay, İslamdan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı,  Ankara  Ünv. Basımevi, Ankara 1963, s. 76

[4] Sarıçam, 28-29

[5] Ne’şet Çağatay, İslamdan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı,  Ankara  Ünv. Basımevi, Ankara 1963, s. 109-114; Hayati Ülkü, Başlangıçtan Günümüze İslam Tarihi, Akit Yayınları, s. 62-65; Günaltay, 50-58

[6] Çağatay, 88