Kullanıcı Değerlendirmesi: / 28
ZayıfMükemmel 

            Arabistan, güneyden  kuzeybatıya doğru  giden 100*2000 ebatlarında dikdörtgen bir  yarım adadır. Araplar bu  kıtaya “Cezretü’l-Arab” yani Arap adası derlerdi. Cezire kelimesi  adayı  ifade  ettiği  gibi yarım  adayı da  ifade  etmektedir. [1]  Zamanımız  yazarları  ise “Cezire” kelimesinin ada olduğunu kabul ettikleri  için  buraya yarım  ada  manasına gelen “Şibhu’l-Cezire” demektedirler.[2]

             Arap medeniyetinin kurulu olduğu  Arabistan  yarım  adasının coğrafi konumuna gelince; bu  bölge Asya, Afrika ve  Avrupa’nın  kesiştiği  önemli bir  noktadır. Bölgenin sınırları ise şöyledir: Batı tarafı Kızıldeniz, doğu  tarafı Basra ve Umman Körfezi, güney tarafı Hint Okyanusu, Kuzeyi ise kesin hatlarla belli  olmamakla  birlikte genel  olarak Filistin ve Suriye  ile çevrili  bir  yarım  adadır.[3] Uzunluğu hemen hemen 1500, genişliği 600 mil ve genel yüzölçümü 1.200.000 mil (yaklaşık 3 milyon kilometre) karedir. Ülkenin sınırının tam tespit  edilememesinin  sebebi kuzey  hududun  tam  olarak  belli  olmayışındandır. Ülkenin büyük bölümü çöl, bazı böl­geleri  ise verimli ve yeşildir. Ayrıca  bölgede  bol  gümüş  ve  altın  yatakları  mevcuttur.[4] İç  bölgelerde  yer alan çöl alanlar çeşitli  cins ve  özellikte  olup, bunlardan değişik manzaralar gösteren ve kum tepeleri  denizi olan Nüfud en  önemlisidir.[5]

           İslâm’ın doğuşuna yakın tarihlerde Arabistan’daki meşhur şehirler şunlardır: Mekke, Taif, Yesrib, Yenbû, Cüreş, San’a, Hicr, Hayber, Suhâr, Debâ, Dûmetülcendel, Fedek, Teymâ, Vâdilkurâ ve Maknâ…[6]

         İslam dininin  neden  bu  bölgede  ortaya  çıktığı  veya  niçin Arabistan bölgesi son nebinin tebliğ  yurdu olarak  seçildi, sorusunun  pek çok gerekçesi  olmalıdır. Bunlar:

1-      Arabistan Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının  kesişim  noktasında  olması  hasebiyle ilahi  mesajı  yaymak adına önemli  bir  merkezdi.

2-     Kâbe  gibi  kutsal  bir  mekanın yani  yeryüzünün  ilk  evinin bu  bölgede  olması bölgeye dini  bir  önem katmaktadır. Dünyanın  farklı  yerlerinden  ibadet  amaçla  gelen  insanlar  vahiy  halkası potansiyel bir  kitledir.

3-     Bölgede yaşayan  halkın kabile sisteminde  olması da avantajdır. Çünkü teslimiyet ruhuna  sahip  olan  çöl insanının  bir  lidere ve bir  peygambere  intisap  etmesi zor değildi.

4-     Arap  yarım adasından  ticaret yolunun geçmesi  bu  bölgeye  hem  canlılık  katmakta hem de  dışa  açılımı sağlamaktadır. Hal  böyle  olunca  bölge dışındaki insanlara ulaşma ve onlara tebliğde bulunmak için  ideal bir  mekandı.

5-     Arap  insanın  hatip ve  şair  özelliği de, halkının  hatibi  olan  peygamberlik  vasfına  uygundu… Bu  ve  benzeri  pek  çok gerekçe  sayılabilir. Ancak bu  işin  aslını  en iyi  Allah  (cc)  bilir.

            Arabistan’ın coğrafi bölgeleri ise  şöyledir:

Eskiden Arap  yarım adası üç bölgeye ayrılırdı: Adanın kuzey  kısmı “Taşlık Arabistan”, iç  kısmı yani  çöllerin  bulunduğu  alanlar “Çöl Arabistan”, Yemen’in verimli  arazilerinin olduğu  kısım  ise “Bahtiyar Arabistan” olarak nitelendirilirdi.[7] Şimdi  ise Arabistan üç coğrafi  bölüme  ayrılmış durumdadır. Bunlar: Kuzey Arabistan, Güney Arabistan Hicaz Bölgesidir.

HATEM

[1] Esad Fuad Tugay, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, Bedir Yayınevi, İstanbul 1965, s.9

[2] Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Tah. Komisyon, Çağ Yayınları, İstanbul. 1992 s.105

[3] Tugay, s. 9, Bernard Lewıs, Tarihte Araplar, Çev: Hakkı Dursun Yıldız, Edebiyat Fakültesi Basım evi, İstanbul 1979, s. 17

[4] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık, 89-90.

[5] Lewıs, 17

[6] İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet Yayınevi, Ankara 2004, s. 20

[7] Hayati ÜLKÜ, Başlangıçtan Günümüze İslam Tarihi, Akit Yayınları, s. 18