Kullanıcı Değerlendirmesi: / 117
ZayıfMükemmel 

            Hz. Süleyman, Kur’an-ı Kerîm’de ismi  16  yerde  zikredilen ve  bir çok  hadiste kıssası anlatılan  peygamberdir. Hz. Süleyman, Hz. Davud’un oğlu olup nesebi şöyledir: Süleyman b. Dâvud b. İşâ b. Uveyd’tir.[1] Ayetlerde bildirildiği üzere O babası Davud’un mirasçısı oldu.[2] Rivayete göre Hz. Süleyman beyaz tenli, iri gövdeli, nur yüzlü  bir  zat olup tüy ve  kılları  çoktu.[3]

           Hz. Süleyman 13 yaşında iken,[4] Allah (cc)  O’nu  İsrail Oğullarına hem  peygamber  hem de hükümdar  olarak  görevlendirdi. O’nun saltanatı güçlü ve ülkesi büyüktü. Allah (cc)  hiçbir kimseye vermediği ihtişam ve saltanatı  ona verdi. Çünkü  o Allah’a  dua  ederek böyle büyük  ve sarsılmaz bir hükümdarlık  istedi. O’nun duası ve O’na  verilen  nimetler Kur’an’da  şöyle  bildirilir: “Süleyman: 'Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz Sen, daima bağışta bulunansın ' dedi. Bunun üzerine Biz de, (ona;) istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları ve demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik. 'İşte Bizim bağışımız budur, ister ver, ister tut hesapsızdır' dedik.”[5] Yahudilere göre  ise O peygamber değil “Hakim”  yani  hükümdardır.

             Hz. Süleyman  üstün zekası gibi doğru  hüküm  verme  konusunda da maharetliydi. Nitekim O,  halktan birkaç kişinin   başına gelen  bir  olayda  babası  Hz. Davud’dan  faklı  bir  şekilde fetva  verdi. O’nun görüşünün  daha  isabetli  olduğunu  Kur’an-ı Kerîm  şöyle  ifade  eder: “Bir zaman Dâvud ve Süleyman, bir ekin konusunda hü­küm veriyorlardı: Bir grup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekin (tarlasının) içine dağılıp (ekine) zarar vermişti. Biz, onların (bu konuda verdikleri) hükmü gö­rüp bilmekte idik. (Fetvayı) bu (şekilde vermeyi) Süleyman'a Biz bildirdik. Çünkü Biz, Davud'a ve Süleyman'a, hüküm (peygamberlik, hükümdarlık) ve ilim verdik.”[6] Ayetten  anlaşıldığı  üzere ikisi de  ilim  sahibi  olduğu  ancak Hz. Süleyman’ın hüküm verme konusunda  donatıldığı görülmektedir.

 

          Hz. Süleyman’ın doğru ve isabetli hüküm  verdiğine  dair  Hz. Peygamber’den şöyle  bir  rivayet daha  nakledilmektedir: “İki kadın vardı. Bunların iki de oğlu vardı. Bir kurt gelerek birinin oğlunu götürdü. Bü­yük olan kadın, küçük olana: 'Kurt senin çocuğunu götürdü' dedi. Küçük olan kadın ise: 'Hayır, senin oğlunu götürdü' dedi. Aralarında anlaşa­mayınca, Hz. Davud peygambere başvurdular. Davud Peygamber, çocuğun büyük kadına ait olduğuna karar verdi. Bunun üze­rine bu iki kadın, (daha iyi bir sonuç almak için) Süleyman peygamberin yanına gittiler. Süleyman Peygamber (onların davalarını dinledikten sonra): 'Bana bir bıçak getirin, çocuğu ikiye bölüp aranızda bö­lüştüreceğim' dedi. Küçük olan kadın: 'Yapma. Allah aşkına, çocuk onun olsun' dedi.Bunun üzerine Süleyman Peygamber, çocuğu, küçük ka­dına verdi.”[7] Ancak  bu  hadiselere  Hz. Davud adil değildi  gibi bir  hükme  varmak, bir  peygamber’e  hakaret  etmektir. Hz. Davud  sonuçta  bir  peygamberdi  ve  ilim  sahibiydi. Hüküm  verme  vasfı  ise oğlu  Süleyman’a  kendisine  nazaran  daha kuvvetli  bir  şekilde  verilmişti. Hz. Davud  bir  peygamber  olarak  adildi  ancak  olayın  iç  yüzünü bilme  ve  bildirilme  konusunda  oğlu  Süleyman’a  ayrı  bir  haslet  bahşedilmişti.

           Hz. Süleyman’ın bazı  Hasletleri:

1- Kuş dilini bilmesi: Allah (cc)  tarafından Hz. Süleyman’a  verilen  mucizelerden  birisi  de  Özelde  bir çok  hayvanın ,  genelde ise kuşların dilini  anlama ve  onlarla  konuşma kabiliyetidir.  O’nun kuşlarla  konuştuğuna  ve  onları anladığına  dair Kur’an’da  şöyle  bir  delil  bulunmaktadır: “Ey  insanlar  bize  kuşların dili  öğretildi. Bize  her şeyden verildi..”[8] Hz. Süleyman’ın hayvanlarla  iletişim  halinde  olduğu  bilinmekle  birlikte  detayları  hakkında  sahih  bilgilere  vakıf  değiliz.  Bir  çok  müfessir hayvanların bazı  hareket ve  ötüşlerini  kendi  anlayışlarına  göre  manalandırıp bunu da  Hz. Süleyman’a  isnad etmektedirler.

2- Eşleri ve Mal varlığı: Hz. Süleyman’ın  bir  rivayete  göre  700 bir  rivayete göre  ise 300 hanımı  olduğu  hatta  bu  hanımların  cinsel  haklarını  eda  için  100  erkeğe  verilen  şehvetin  kendisinde toplandığı  belirtilir.[9] Ancak  bunlar bir  peygamberi  güçlü  ve  azametli  göstermek  adına ortaya  atılan  yorumlardan  başka  bir  şey  değildir.

             Sâd suresinde Allah (cc)  onun  atlarından şöyle  bahseder: “Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar." Ayetten  anlaşıldığı  üzere  Hz. Süleyman  safkan  atlara  sahipti. Ancak  bu  atların  sayısı  ne  kadardı  kaç  yaşın dalardı? gibi teferruatlar bulunmaktadır. Buna  rağmen  bu  atların sayısı hakkında  bir  çok görüş  öne  sürülmüştür.

3- Rüzgarın  emrine  verilmesi: Rüzgarın Hz. Süleyman’ın emrine  verildiği ayette  şöyle  bildirilir: “Bereketli kıldığımız yere doğru Süleyman’ın emriyle  esen  rüzgarı, O’nun buyruğuna verdik.”[10]  Söylentilere göre Hz. Süleyman’ın ahşaptan  tahtı vardı  ve  yolculuk  yapacağı zaman  beraberindekilere  bu  tahta  alıp  rüzgara  yön  verirdi. Ancak bu  tahtın  özellikleri  nasıldı, kaç kişi ve  kaç  eşya  alırdı? gibi sorulara verilecek sahih  bir cevap  olmamakla  birlikte  bu  konuda  pek  çok  İsrailî  haber  mevcuttur.

4- Bakır  madeninin emrine verilmesi: Ayet-i Kerimede “Aynü’l-Katr”ı ona sel  gibi akıttık”[11] buyrulur. Bütün müfessirler Aynü’l-Katr’in erimiş bakır  madeni  olduğu  noktasında görüş  birliği  içerisindedirler.[12] Allah (cc) Hz. Süleyman’a ordusunun silah ihtiyacını karşılaması için  ve  günlük  hayatta  kullanılan eşyaların  temini için  erimiş bakır madenini  bahşetmiş  olmalıdır. Ancak  bakırın  nasıl  aktığı,  nereden ve  ne kadar  aktığı  konusunda  her  hangi  bir  bilgi  bulunmamaktadır.

5- Timsaller ve dalgıçlar: Timsal  bir şeyin aynısının yapılması demektir. Canlı  veya  ansız  bir  eşyanın  benzerini resmetmeye  timsal  denilir. Anlaşılan  o ki  Allah  (cc) daha  önce bahşettiği  bakır  madenine  şekil  vermesi  için zanaat  yeteneğini  de beraberinde  bahşetmiş  olmalı. Dalgıçlar  ise deniz  altındaki  süs  eşyalarını  bulup  getirme  konusunda  Hz. Süleyman’ın  emrine  verilmiş  olsa  gerek.

 Belkıs ve Hz. Süleyman Arasında Geçenler:

            Kur’an-ı Kerîm’de, fazla detaya girmeden, anlatılan kıssalardan  birisi de Hz. Süleyman  ve Seba kraliçesi Belkıs arasındaki kıssasıdır.  Belkıs Seba diye  isimlendirilen  yerin  melikesi (kraliçesi)dir.[13] Belkıs’ın  anne  ve  baba  nesebi  hakkında  farklı  görüşler zikredilmekte  hatta  bazı  kaynaklarda  annesinin  peri kızı olduğu  bildirilmekte bu  görüşü de  desteklemek  adına  bir  Hz. Peygambere  çok  rivayet isnad  edilmektedir.[14]

            Belkıs’ı  yüceltmek  ve onu  nuranileştirmek  adına annesi hakkında ortaya  atılan   rivayetlerden biri  şöyledir: Bir gün Belkıs'ın babası Amr b. Umeyr ava gitmişti. Biri siyah, diğeri beyaz kavga eden iki yılan gördü. Siyah yılan beyaz yılana üstün gelmişti. O da siyah yılanın öldürülmesini emretti; be­yaz yılanı alıp üzerine su döktü, hemen sonra beyaz yılan ayıldı. Onu serbest bıraktıktan sonra evine döndü ve tek başına otururken yanı başında güzel bir genç hasıl oldu. Amr ondan çok korkmuştu. Bunun üzerine o Anır'a : “Sakın korkma, ben senin kurtarıp serbest bıraktığın yılanım. Öldürdüğün siyah yılan ise bizim uşağımızdı. Bize karşı koydu ve ailem­den birkaç kişiyi de öldürdü.” dedi. Sonra Amr b. Umeyr'e mal vermek ve tıp ilmini öğretmek istedi. Fakat o : “Benim mala ve servete ihtiyacım yok, tıp ilmi ise krala yakışmaz. Eğer bir kızın varsa onu bana ver.” dedi. O da kızım, yaptıklarına karışmamak, karıştığı takdirde kendisinden ay­rılmak şartıyla ona nikahladı. Amr b. Umeyr onun bu teklifini kabul etti. Nihayet kadın ondan hamile kaldı ve bir oğlan çocuğu doğurdu, sonra bu çocuğu ateşe attı. Amr b. Umeyr buna üzülmekle beraber, kabul ettiği şarttan dolayı sesini çıkarmadı. Sonra kadın bir daha hamile kaldı; bu se­fer bir kız çocuğu doğurdu, onu da bir dişi köpeğin önüne attı. Köpek ise onu alıp gitti. Bu da onun çok ağırına gitti; fakat kabul ettiği şart dolayı­sıyla yine sesini çıkarmadı. Daha sonra Amr b. Umeyr'e karşı çıkarak adamlarından birisi baş kaldırmış, o da askerlerini toplayıp onunla savaş­mak üzere yola çıkmıştı. Bu sırada hanımı da yanında bulunuyordu. Niha­yet onlar bir ovaya gelip burasını ortaladıklarında Amr b. Umeyr yanla­rında bulunan azıklarının tümünün toprağa karıştırıldığını ve suların da kırba ve kaplarından boşaltıldıklarını gördü. Artık onlar kesinlikle helak olacaklarım ve bunu kadının emriyle cinlerin yaptığını anladılar. Nihayet Amr b. Umeyr buna dayanamadı ve karısının yanına gelerek oturdu, son­ra yere işaret edip : “Ey yer, oğlumu yaktın, sabrettim. Kızımı dişi bir köpeğe yedirdin, sabrettim. Şimdi ise bizi, azığımızı ve suyumuzu yok et­mek gibi bir facia ile karşı karşıya bırakıyorsun. Nerdeyse mahvolacağız.” dedi. Bunun üzerine kadın : “Eğer sabretmiş olsaydın senin için daha iyi olurdu. Şimdi sana işin içyüzünü anlatayım : Senin düşmanın vezirini al­datıp onun vasıtasıyla, seni ve askerlerini öldürmek için azığınıza ve su-yunuza zehir kattırdı. Vezirine emret de geriye kalan azıktan yesin ve sudan içsin.” dedi. Amr b. Umeyr, vezirine yiyip içmesini emretti; fakat o buna yaklaşmadı. Bunun üzerine vezirini öldürdü. Sonra kadın onlara yakında bulunan suyu ve saklanmış erzakı gösterdi ve ona : “Oğluna gelince : Ben onu büyütüp terbiye etmesi için bir dadıya verdim, fakat o öl­dü. Kızın ise hayattadır.” dedi. İşte hemen o anda bir kızcağız yerden çı­kıverdi. Bu kızcağız ise Belkîs idi. Bundan sonra Amr b. Umeyr'den kadın ayrıldı, kendisi ise düşmanının üzerine yürüyüp onlara karşı zafer kazandı.[15]

          Hz. Süleyman’ın  Belkıs ile  tanışmasına gelince; Hz. Süleyman hayvanlarla  konuşma  kabiliyetinden  dolayı onlardan  istifade  ederdi. Bu hayvanlardan  birisi  de  halk  arasında  “ibibik ve çavuş kuşu” diye  bilinen   hüdhüd  kuşu idi.[16] Hüdhüdün  görevi  ise yer altında var  olan  suların  yerini  bildirmekti. Hz. Süleyman bir savaş  esnasında  : “Hüdhüdü niçin  göremiyorum? Yoksa  gaiplerden mi?[17] Ona çetin bir şekilde azab ede­ceğim, ya da onu keseceğim, yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirir.” dedi. Müfessirler Süleyman’ın  vereceği  ceza  hakkında  bir çok  yorum  getirmişlerdir. Ancak Hz. Süleyman  niyetini açıkça  bildirmediği  için  vereceği  cezanın  ne olduğunu  bilmek  imkansızdır. Bazı  müfessirler “Ona işkence  edecekti, kanatlarını  yolacaktı.Katran  içine bırakıp çıkardıktan  sonra  güneşin karşısına  koyacaktı.”  gibi şiddet  içerikli ibareler  kullanırlar. Bir  peygamber’in  suçlu  da  olsa  hayvana  kötü  davranmayacağı  akıllardan  kaçmış  olmalı. Bu sırada  Belkıs’ın sarayına  uğrayan  Hüdhüd kuşu  geri  dönüp  Hz. Süleyman’a : “Ben senin bilmediğin  bir  şeyi  öğrendim ve sana  Seba’dan  haber  getirdim. Seba halkını  bir kadının yönettiğini  gördüm.  Kendisine  her  türlü  imkan verilmiş. Güçlü  bir  hükümdarlığı  ve  süslü  bir  tahtı  var. Ne  varki  halkı  Allah’ı  bırakıp  güneşe  tapmışlar….”[18] dedi. Bir çok kaynakta Belkıs’ın  sarayının ihtişamını belirtmek  adına  sarayın pek  çok özelliği  zikredilir. Onun sarayın diğer  saraylar  gibi ihtişamlı  olmakla olabileceği  akıllara  gelmekle  birlikte özellikleri  hakkında  hiç  bir sağlam  delil  yoktur. Pencere  sayısı veya sütunları  ile  ilgili  haberler İsrailî haberlerdir. Hüdhüd’ün bildirmesi üzerine Hz. Süleyman: “Bakalım. Doğrumu  söylüyorsun  yoksa  yalancının  teki  misin? Anlayacağız. Sen  şimdi  bu   mektubu  götür, yanlarına bırak, sonra  oradan uzaklaş. Bakalım  ne  diyecekler.” dedi. Mektubu alan  kraliçe: “Değerli danışmanlarım  bana  önemli bir  mektup  gönderildi.” dedi. “Mektup Süleyman’dandır. ‘Rahman ve Rahim  olan Allah’ın adıyla’ diye  başlayıp,  ‘bana  karşı  kibirlenmeyin ve teslimiyet  gösterip  yanıma  gelin.’ diye  devam  etmektedir.” Diye Hz. Süleyman’ın  mektubunu  danışmanlarına  bildirdi.  Danışmanları: “Biz güçlü ve kuvvetliyiz, savaşçı  bir  milletiz. Ama  yetki  sizindir, değerlendirip münasip  gördüğünüz  emri  verin.” dediler.[19] Belkıs bir  durum  değerlendirmesi  yaptıktan  sonra: “Hükümdarlar  bir  ülkeye  girdikleri  zaman oranın  düzenini  alt  üst  ederler,  halkın eşrafını da zelil  ederler. Evet  istilacılar  hep  böyle  yaparlar.Bunun içindir  ki ben  elçilerimle  hediye  gönderip elçilerimin  ne gibi bir  cevap  getireceklerini   bekleyeceğim” dedi.[20] Belkıs’ın  gönderdiği  hediyeler  ne  idi?  Kaynaklarda  pek  çok  detay bildirilir. Ancak  bu  hediyelerin  nevi  ne idi  belli  değildir.

             Belkıs’ın  elçisi Hz. Süleyman’a  ulaşıp  hediyeleri  takdim  etmesi üzerine Hz. Süleyman: “Siz  bana  mal  ile  yardım etmek mi  istiyorsunuz?  Oysaki  Allah’ın bana  verdiği  nimetler  sizin  verdiklerinizden   daha hayırlıdır. Ama  siz mallarınızla  böbürlenirsiniz.” diyerek amaçlarının  Allah’ın  varlığına  ve birliğine  davet  etmek ve bu  sayede  O’nun rızasına nail  olmak  olduğunu  bildirdi. Hz. Süleyman’ın  mektubunun  mahiyetini  elçi  vasıtasıyla  anlayan Belkıs  O’na  intisab  etmek  üzere  yola  çıkacağını  bildirdi. Kendilerine  itaat  etmek  üzere  Belkıs  ve  yakınlarının  yola  çıktığı  öğrenen  Hz. Süleyman danışmanlarına: “Değerli  danışmanlarım  onlar itaat  için  huzurumuza  gelmeden  kim  onun  tahtını  bana getirebilir?” dedi. Cinlerden  mağrur ve iddiacı  ifrit: “Ben dedi. Sen  makamından  kalmadan onu sana  getiririm. Buna gücüm  yeter…” dedi. Ama  yanındaki  ilim  ehli  birisi: “ Ben  size  onu  göz  açıp  kapanıncaya  kadar getiririm.”  der demez  taht  Hz. Süleyman’ın  yanında  belirdi. Kitap  ehli bu  kişi  kimdi? Hızır (as)’dı, Cebrail (as)’dı  gibi  pek  çok  yorum  yapılmakla  birlikte  kesin  bir  kanaat  bulunmaktadır. Tahtı  yanı  başında  gören  Hz. Süleyman: “Şimdi  tahtın  şeklini  değiştirin,  bakalım  kraliçe  onu  tanıyacak  mı?” dedi. Kraliçe  huzura  gelince: “Senin  tahtında  böyle  midir?” diye  sorulunca: “Sanki  O dur.” “Zaten  bize  önceden  ilim  gösterildi, biz  teslimiyet  gösterenlerden olduk.” dedi. İman’ı  izar eden kraliçe  saraya  buyur  edilince: “ Ya Rabbi! Ben senden  başkasına ibadet  etmekle kendime  zulmetmişim,  şimdi  ise Süleyman ile  birlikte alemlerin Rabbine  teslim oluyorum.” dedi  ve  teslimiyetini  tastik  etti.[21]

           Belkıs alemlerin Rabbı  olan Allah (cc)’a  iman  ettikten  sonra Hz. Süleyman ile  evlenmiş miydi? Yoksa evlenmemiş  miydi?  Bu  konuda  evlenmiş  diyenler  olduğu  gibi evlenmemiş  diyenlerde mevcuttur. Ancak Kur’an’ın  bildirmesine  göre  onun iman etmesinden  sonra  hayatı  hakkında  herhangi bir  bilgiye sahip  değiliz. Bu  konuda  kesin  hüküm  vermemek  en güzelidir.

         Kaç  yıl  ömür  sürdüğü  kesin olarak  bilinmeyen Hz. Süleyman’ın  700 yıl 6 ay  hükümdarlık  yaptığı  bildirilmekle  birlikte  bu  gerçeklere  aykırı  bir  rakamdır.[22] Bazı  kaynaklarda  ise 52  yaşadı, hatta İbn İshak’a  göre 40 yıl  hükümdarlık  yaptı.[23] Ölümü garip  bir  şekilde  gerçekleşti. O’nun vefatını  insanlar ve  cinler  sonradan  anladırlar. Şöyle ki:  Hz. Süleyman, kimi zaman bir yıl, iki yıl, kimi zaman bir ay, iki ay, bazen daha az, bazen daha çok olmak üzere ibadet etmek için Beytü'1-Mak-dis'e çekilirdi. Yiyeceğini, içeceğini de yanma alırdı. Vefat ettiği sefer de yanma yiyecek ve içeceğini almıştı. Hz. Süleyman değneğine yastanmış bir şekilde namaz kılarken eceli geldi ve vefat etti. Fakat ne şeytanlar, ne de cinler onun vefatından haberdar olmadılar. Ondan korkularından iş­lerine kesintisiz olarak devam ettiler. Bir kurt değneğini kemirdi, değneği kırılınca da o yere düştü. Böylece onlar Hz. Süleyman'ın öldüğünü öğren­diler. Bu arada halk da cinlerin gaybı bilmediklerini öğrenmiş oldular. Eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, horlayıcı azap içinde kalmazlardı. [24] Hz. Süleyman Beytü’l-Makdis’e  defnedildi.

HATEM


[1] İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, II,34; Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları, 639.

[2][2] “Süleyman Davud’a mirasçı  oldu….” (neml, 16) Burada  mirasçı  olmaktan  kasıt  mal  mirasçılığı  değil, saltanat ve  peygamber  mirasçılığıdır. Çünkü  peygamberler miras  bırakmazlar.

[3] Aydemir, İslamî Kaynaklara göre Peygamberler, Diyanet Vakfı Yayınları, 187

[4], İbnü’l Esîr, El Kâmil Fi’t-Tarih,Hikmet yayın evi, Ter. Komisyon, I, 203

[5] Sâd, 35-39

[6] Enbiya, 78-79

[7] Buhari, Enbiya 40; Müslim, Akdiye 20 (1720); Sâbunî, 639-642.

[8] Neml,16

[9] Aydemir, 188

[10] Enbiyâ, 81

[11] Sebe, 12

[12] Aydemir, 196

[13]  Onun nasıl  kraliçe  olduğu  hakkında  pek  çok  rivayet bulunmaktadır. Bu  hususta Bkz. İbnü’l-Esîr, I,  206

[14] Bu  husus Bkz. Aydemir, 211

[15] İbnü’l Esîr, I, 205-206 Müellif İbnü’l Esîr bu  ve  benzeri  rivayetleri  sıralar ve: “Bunlar  aslı  olmayan hurafelerdir.” Diye  de  belirtir.

[16] Hz. Peygamber  tarafından  öldürülmesi  yasaklanan  kuş  cinsidir. Bu  hususta  bkz. Ebu Davud, Edeb,  164 Kuşun adı  hakkında da  pek çok  isimler  zikredilmektedir: Yafur, Yağfur, Unufur… gibi  ancak  bunlar  boş  ve gereksiz  uğraşlardır.

[17] Hz. Süleyman Hüdhüdün yokluğunu  nasıl  fark eti?  Bu  konuda  pek  çok  görüş  zikredilir. Ancak  anlaşılan  şu ki  o an  için  Hüdhüd’e ihtiyaç  hasıl  oldu.

[18] Neml, 20-25

[19] Belkıs’ın  ordususun  güçlü  olduğu  vakii olmakla  birlikte  sayısı  ve  özellikleri  hakkında bilgiler  bulunmamaktadır. Müellif İbnü’l-Esîr’in de  belirttiği  gibi  bazı cahil ve zayıf akıllılar  bu  hususta pek  çok  abartılı  rakamlar  zikretmiştir. Bu  hususta  Bkz. İbnü’l-Esîr, I,  206-207

[20] Neml, 26-35

[21] Neml, 36-44

[22] Aydemir, 221

[23] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 663-664.

[24] İbnü’l-Esîr, I,  214