Kullanıcı Değerlendirmesi: / 84
ZayıfMükemmel 

            Kur’an-ı Kerîm’de  adı  sıkça  anılan ve İsrail oğullarına gönderilen  peygamberlerden biridir. Kur’an’da  adı  26  yerde  geçer. Ayrıca Kur’an’da 111 ayetten  oluşan  müstakil bir  surenin  adı  da  Yusuf’tur. Bir  kaç  ayet  hariç  Hz. Yusuf’un kıssasının anlatıldığı bu surenin kıssası Allah (cc) tarafından “Ahsenü’l-Kasas” (kıssaların  en güzeli) olarak adlandırılmıştır.[1] Yusuf, Hz. Yakub’un oğlu  olup  silsilesi  şöyledir: Yûsuf b. Ya'kûb b. İshâk b. İbrahim'dir.[2]   Allah (cc) Kur’an’da O’nu  “Sıddık”[3] diye överken,  Rasûlüllah  da hadis-i şerifinde “Şerefli”[4]  diye  vasıflandırmıştır.

             Hz. Yusuf, Hz. Yakub’un eşi Rahel’in  vefatı  ile  küçük  yaşta yetim  kalan  iki  oğlundan  biriydi. Yusuf diğer  kardeşlerinden  daha  fazla  babasının  sevgisine  mazhar  oldu. Klasik  kaynaklarda babasının  ona  duyduğu  sevginin  yetim  olmasından  kaynaklandığı   belirtilir. Ancak bu  kanaatimizce  eksik  bir görüş. Çünkü  yetim  kalan  sadece  Yusuf  değil kardeşi Bünyamin’de  aynı  şekilde  yetimliğin  acısını  tadanlardandı. Eğer Hz. Yakub’un  sevgisi  evlatlarının  acizliğinden  kaynaklansa  idi  Bünyamin’de  aynı  şekilde  acizdi. Hatta  o  Yusuf’tan  küçük  olması  sebebiyle  sevgiye  daha  çok  muhtaçtı bu sebeple de en çok sevilmesi  gereken  o idi. Ama kıskanılan bu sebeple de kuyuya atılan  ve  babası  tarafından  en  çok  sevilen ve  ilgi  duyulan Yusuf’tu. (Bünyamin’i de diğer  kardeşlerden farklı  seviyordu ama  anlaşılan  o ki Yusuf kadar değildi.)  Bu sevginin sebepleri ise Yusuf’un yetim  olduğu  kadar diğer  kardeşlere  göre  daha  sevimli olması, babası  tarafından ilk başlarda  ilerde  büyük  bir  insan  olacağının  bilinmesi ve  son  zamanlarda  Hz. Yusuf’un  görmüş  olduğu  rüyanın  etkisi olsa  gerek. Bir  peygamberin  evlatlar  arasında farklı  davranması da işin başka  bir  boyutudur  ve  bizim  konumuz  da  değildir.

            Müfessirlerin  büyük  çoğunluğuna  göre Hz. Yusuf  daha  ergenlik  çağına  ulaşmadan[5] bir  rüya  gördü  ve  gördüğü  rüyadan  çok etkilendiği ve anlatma  ihtiyacı  duyduğu için babasına : " 'Babacığım! Ger­çekten ben (rüya da) on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm'[6] demişti. (Babası da:) 'Yavrucuğum! Rüya­nı sakın kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır'[7] dedi.  Hz. Yusuf’un  rüyasını yorumlayan  babası O’nun  ilerde   büyük  biri  olacağını  ve kardeşlerinin ona  itaat  edeceğini  ama  bu  rüyasını  kimseye  anlatmamasını  bildirdi. Zira kardeşlerine ilerde küçük  kardeşleri  Yusuf’a  itaat  edecekleri  haberi çok  ağır  gelebilirdi.  İnsanoğlunun  fıtratına  ters  düşen  hatta  onun  egemen  olma  duygusuna  kamçı  vuran  bir  durumdu  bu. Zaten  bu  gibi  durumlarda  şeytan  tetikte  bekleyerek  “sen  daha  büyüksün, sen  her  şeye  layıksın”  gibi  telkinlerle  insanı  ağına  almak için kol  gezdirdir. Hz. Yakub’un  dediği  gibi  şeytan  insanın  apaçık  düşmanıdır. Ayrıca Hz. Yaku’b  evlatlarının  bazı  hallerinden  şüphelenmiş  olmalı ki Yusuf’u  bu  konuda  uyardı.

           Hz. Yakub’un  rüyasını  kardeşlerine  anlatmaması  noktasında  telkinleri  olmasına  rağmen  kardeşleri bu  rüyayı  nasıl  öğrendi? Bilindiği üzere kardeşleri  ve  Yusuf  aynı  evde  yaşıyorlardı. Anlaşılan  o ki  kardeşlerden  biri  veya  bir  kaçı veya da ev  halkından birisi  gizlice  onların  konuşmalarını  dinledi. Tevrat’ta  Hz. Yusuf’un  kardeşleri  ve  babası  hep  birlikte iken  rüyasını  anlattığı ifade eldir  ancak  bu  Kur’an’a  ters  bir  haberdir.

             Kardeşler tarafından Yusuf’a  olan kıskançlık ve şeytanın  vesvesesi de varid olunca kardeşleri : “ Yusuf’u öldürün  veya  onu  uzak  bir  yere  atın  ki babanızın  sevgisi ve  teveccühü yalnız  size  kalsın.”[8] dediler. Dana  ilk  başta  bile  kardeşler Yusuf’u  öldürmek  konusunda  hemfikir  olmadıkları  belli. Kardeşlerden  birisi[9] : "Sakın Yûsuf'u öldürmeyin. Zira Öldürme işi büyük bir hadisedir ve vebali çok büyüktür. Siz onu bir kuyuya atın ki oradan geçen kafileler­den birisi onu alıp götürsün."[10] dedi. Yusuf’u  öldürmek  konusunda  karar  kılamayan  kardeşler  onu  kuyuya  atmayı  daha  makul  buldular. Onların  bu  işten  korkmalarının  bir  sebebi  de peygamber  evinde  büyütüp  helal-haramın  farkında  olmaları  olabilir.  Hz. Yusuf’u  babasından  koparmakta  karar veren  kardeşler: "Ey babamız! Sa­na ne oluyor da Yûsuf'u bize emânet etmiyorsun! Oysa ki biz ona iyilik et­mek isteyen kimseleriz (yani geri getirip sana teslim edinceye kadar onu koruruz): Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin). oynasın. Biz onu mutlaka koruruz." Hz. Yâkub onlara : "Onu götürmeniz mutlaka beni üzer. Siz on­dan habersiz iken onu bir kurdun yemesinden korkarım."[11] Hz. Yakub  fetaneti  ile kardeşlerinin  onu kuyuya  attıktan  sonra kurt  yedi bahanesini öne  süreceklerini  daha  önceden  bilmiş  olsa  gerek. Yada  kardeşlerinin O’nu  kuyuya  atacağını  biliyordu  bu  sebeple  onlara  yol  göstermiş  olabileceğinden  bahsedilir  ama bu  zayıf  bir görüştür. Hz. Yâkub'un oğulları : "Allah'a and olsun İçi, eğer biz (kuvvetli) zümre olduğumuz halde kurt onu yerse, o zaman biz gerçekten hüsrana uğrayan âciz kimseler oluruz."[12] dediler. Böylece  gerekli   güven  ortamını  sağlayıp  kardeşleri Yusuf’u  babalarından  aldılar. Bazı  kaynaklarda Hz. Yusuf’u  mesire  alanına  götürürken  sırası  ile  dövdükleri hatta ölmesine  az kaldığı  söylenir.[13] Bu  rivayetler konunun  içeriğini  doldurmak  adına  hatta  birazda  Hz. Yusuf’u  acınacak  halde göstermek  adına ortaya  konan  bilgilerdir. Eğer  kardeşleri  bu  denli  insafsız  ve  gözü  dönmüş  olsalardı Hz. Yusuf’u  pek  tabi  öldürürlerdi.Hem  kuyudan çıkartan  kişiler  eğer  onu yarı  ölü  halde  bulsaydı ona  fiyat  bile  vermezlerdi. Ayrıca  hakkında  bilgi  verilmeyen  bir  konuda aklı  çıkarımlar  yapmak  bir  fayda da  sağlamaz.

           Hz. Yusuf’u yeri  bilenmeyen  o  malum  kuyuya[14]  attıktan  sonra  yatsı  vakti  babalarının  yanına  gelen  kardeşler: "Ey babamız! Biz (atışta) yarışmak için (kıra) gittik, Yû­suf'u da eşyamızın  yanında bırakmıştık,   (ne yazık ki)  onu kurt  yemiş.." dediler. Bunun üzerine babaları Yâkub  onlara : "Belki nefisleriniz size (kötü) bîr işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır.."[15] dedi. Kardeşlerinin  Yusuf’a bir  kötülük  ettiğini  anlayan  belki  de  fetaneti  ile  bilen Hz. Yakub sabır  diledi.

            Kardeşleri Yusuf’u kuyuda  kaderine  terk  ettikten  sonra: "Bir kervan geldi. Bu kervan (önce) sucularını (kuyuya) gönderdi. O da (gidip) kovasını kuyuya saldı." Yûsuf da sucunun saldığı ko­vaya tutundu ve kuyunun dışına çıkarıldı. Bunun üzerine sucu : "Müjde, işte bir oğlan! dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar.."[16]  ve “onu  ucuz  bir  fiyata  sattılar.[17] Burada  satan  kim  belli  değildir. Kardeşleri  tüccarlara    sattı,  yoksa  tüccarlar Mısır’da O’nu başkasına mı  sattı?  Bu  konuda  pek  çok  rakam  zikredilir   ama  bunlar  tahminden  başka  bir  şey  değil. Ucuz  fiyattan  kasıt  ise Yusuf  gibi güzide  birisine  paha  biçilemez  oluşundan  kaynaklansa  gerek.

           Kardeşlerinin  ezasından sonra kuyuda  bulunup Mısır’a getirilen Hz. Yusuf köle pazarında Mısır Maliye Bakanı azize  satıldı. Aziz Hz. Yusuf’taki  cevheri  fark etmiş  olmalı  ki  hanımına : "Ona değer ver, güzel bak, (bu genç olgun­luk çağma Ve bizim görmekte olduğumuz bazı işleri anlayacak bir duruma geldiği zaman) belki bize faydası dokunur, ya da onu evlât ediniriz." [18] dedi.

            Bundan  sonraki yaşamının  bir  bölümünü azizin evinde  geçiren  Hz. Yusuf ergenlik  ve  gençlik  dönemini burada geçirdi. Yusuf, güzel  ve  yakışıklı  biriydi. Onu  görenler güzelliği karşısında meftun olup, adeta ona vuruluyordu. Rivayete  göre  azizin  iktidarsız olması,  Yusuf’un  ise yakışıklı bir  genç  olması azizin  karısı[19] gönlünü ve arzularını ona  kaydırdı. Bu Yusuf’un  başına  gelen  ikinci  büyük  felaket ve diğeri  gibi  çetin  bir  imtihandı. Neticede “Evinde bulunduğu kadın, Yûsuf'un nefsinden (murad al­mak) istedi. Kapılan iyice kapattı ve: 'Haydi gel' dedi. Yû­suf'ta: '(Böyle bir iş yapmaktan) Allah'a sığınırım. Çünkü 'kocanız; benim efendimdir, bana güzel davrandı. Durum şu ki: 'Zalimler felah bulmaz!” dedi.[20]  İşini  sağlama alıp kapıları  sıkıca  kapatarak Yusuf’tan murad almak isteyen  azizin karısı onu  bu işi  davet  etse  de  bu  arzusuna eremedi. Çünkü Yusuf  hem  peygamber  babasından  aile terbiyesi  almış hem de ilahi  vahiy  ile  kontrol  altındaydı. Ancak  buna  rağmen  kadının güzelliği ve cazibesi onu  bu  işi  yapmak  için  kandırabilirdi. Kuran bunu şöyle ifade eder:  “ Eğer Rabbi’n bürhanı olmasa  oda ona  meyil  edecekti. Bu  sırada biz  ona  Bürhanımızı gösterdik.[21] Meyil edecekti lafzını  abartan  bir  çok kişi: “Yusuf’ta  ona  yöneldi hatta uçkurunu çözdü  veya azizin  karısını  kucağına  oturttu”  gibi  yakışıksız ifadeler kullanmaktadır. Ancak Allah (cc) insanlara iffet  abidesi  olarak bildireceği  elçisinin böyle  bir  girişimi  olamaz. Kaldı ki o Rabbi’nin kontrolü  altında. Rabbi  onu  burada da  yalnız  bırakmayarak  bürhanını gösterdi. Rabb’in Bürhanı (apaçık delili) hakkında  farklı  rivayetler  var. Bunlar:

1-     Duvarda "Zinaya yaklaşmayın; çünkü o şüphesiz bir hayâsızlıktır ve kötü bir yoldur."[22] Ayetini gördü. Bu  sebeple Yusuf ondan uzaklaştı.

2-     Arkadan  babası göründü  ve  bu işi  yapmaması  için oğlunu  uyardı.(İbn Abbas’ın  bu  konudaki  rivayeti  kayda değerdir.)

3-     Bir  ses  işitti  ve zinadan  uzaklaştı.

4-     Melek  kendisine  göründü.  Daha  pek  çok  bürhandan  bahsedilir. Ancak bunlar müphem  bir  konuya  açıklık  getirmek  adına  ortaya  atılan  kişisel  tahminlerden  başka  bir  şey  değildir. Ancak  bu  konuya açıklık  getirmek  adına Hz. Yusuf’u zina  batağında  göstermek  yakışıksızdır. Rabb’in bühranı  sadece Yusuf  kadından  etkilenmesin  diye. Nitekim Yusuf zina yapmayı  isteyen  bir  kişi oldu için  değildi  elbette.

          Rabb'in bürhanı ile  uyarılan  ve Zinadan uzak bir  terbiye ile  yetişen Yusuf kadından uzaklaştı. Ancak  Züleyha ısrarcı oldu  hatta elinden  kurtulan Yusuf’u kovaladı. “İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf'un gömleğini ar­kadan yırttı. Kapının yanında efendisini (kocasına) rastladılar. Kadın: 'Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan ya da acıklı bir işkenceden başka bir şey midir?' dedi. 'Hayır, o, kendisi benim nefsimden (murad al­mak) istedi' dedi. Kadının akrabasından biri[23], şöyle şahitlik etti: 'Eğer Yûsuf'un gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir. Yûsuf ise, yalancıdır. Eğer Yûsuf'un gömleği ar­kadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Yûsuf ise, doğru söyleyenlerdendir.”[24]  Gömleğin arkadan yırtıldığını gören aziz karısına: "Şüphesiz ki bu, sizin (siz kadın­ların) fendindendir. Çünkü sizin fendiniz (hileniz) büyüktür."[25] dedi. Ayrıca Yusuf’a beşikte  bir  çocukta  şahitlik  etti. Nitekim Hz. Abbas Rasûlüllah’tan  şöyle rivayet ett: “Dört kimse vardır ki, bunlar henüz beşikte ve küçük yaşta iken konuşmuşlardır. Bunlar firavunun karısının saçlarını taramak­la görevli olan kadının oğlu, Hz. Yûsuf'un şahidi, Cüreyc'in macerasına karışan çocuk ve Meryem'in oğlu Hz. İsa'dır."

           Bu hadise  Mısır’da kısa  sürede duyuldu. Kadınların dedikodusundan  kurtulmak  ve  kendini  haklı  göstermek  adına azizin  karısı Mısır’daki arkadaşlarını  bir  gün  yemeğe davet  etti  ve  Yusuf’u onlara  gösterdi. “Onlar Yûsuf'u görünce onu büyük bir varlık olarak tamdılar, (hatta hayran kalıp kendilerinden geçerek bıçaklarla) kendi ellerini.kestiler ve : "Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir, bu ancak şerefli ve üstün bir melektir." dediler.[26] Kadınların hayret ve  hayranlıklarından  anlaşılıyor  ki  Yusuf  kadınların  imreneceği  biriydi. Belki  de  aziz iktidarsız değildi de azizin karısının  başını  döndüren  ve  onu  zinaya  teşvik  eden Yusuf’un güzelliğiydi. Azizin  karısı  arkadaşlara   dönerek: “İşte beni kendisi hakkında kınayıp ayıpladığınız (zât), şu gördüğünüzdür. Yemin ederim ki, ben ondan murâd almak istedim de o, namuskârlık gösterip kendini korudu. Allah'a yemin ederim ki, eğer o, kendisi­ne emredeceğimi yapmazsa, muhakkak zindana atılacak ve mutlaka ziya­na uğrayanlardan olacaktır.”[27] Zinaya  bulaşmaktansa zindana girmek kendisine  daha  sevimli  gelen Yusuf: “Ey Rabb'im! Zindan bana bunların davet ede geldikleri şeyi (irtikab etmekten) daha sevimlidir. Eğer sen bunların tuzaklarını benden uzaklaştırıp döndürmezsen (belki) onlara meyleder, câhillerden olurum.”[28]dedi  ve  zindan  yolu  kendisine açıldı. Zaten  onun güzelliği ve azizin  karısının  ona  yaklaşma  çabaları  Mısır’da dedikodu olarak yayılmıştı. Bu  yüzden  aziz  de  onun  zindana  atılmasına  rıza gösterdi. Zira  bu  dedikoduların  ardı  arkası  gelmeyecekti.

          İki  gençte  Hz. Yusuf ile beraber  hapse atıldı.  Onların  ikisi  de firavunun  hizmetkarıydı. Rivayete   göre  hükümdarın  sucusu (saki)  biri de ekmekçisiydi. Onlar  bir  rüya  gördü  ve  Yusuf’a  anlattılar. Hz. Yûsuf, sucuya: 'Sen, hapisten çı­kıp eski işine dönüp hükümdara içki sunacaksın.' dedi. Aşçıya ise: 'Sen ise, asılacaksın. Kuşlar, başından yiyecekler' dedi.[29] İş, Hz. Yusuf (a.s)'ın haber verdiği şekilde gerçekleşti

                   Bundan sonra Mısır hükümdarı firavun Reyyân b. el-Velîd korkunç bir rüya gördü. Bu firavun rüyasında yedi zayıf sığırın yedi semiz sığırı yediğini, ayrıca yedi yeşil başağın yanında yedi tane kuru başak bulunduğunu gör­dü ve bu rü.yâsını tâbir ettirmek için sihirbaz, kâhin, falcı ve izcileri bir araya toplayıp rüyasını onlara anlattı. Bunun üzerine onlar : “Bunlar) karma karışık (ve yalancı) düşlerdir. Biz böyle düşlerin tâbirini bilen (kim­seler) değiliz.” dediler. Ayrıca : “(Zindandaki) iki (arkadaş) tan kurtulanı, nice zaman sonra (Yûsuf'u) hatırladı ve : "Ben size onun tâbirini haber vereyim. Hemen beni gönderin." [30]dedi.[31]  Hz. Yusuf rüyayı şöyle yorumladı: "Bu beldede yedi yıl bolluk olacak. Toprak cömertçe bol bol ürün verecek. Ardından yedi yıl ku­raklık olacak. Yeşillikler yok olacak. Onlara git; bolluk yıllarında kuraklık ve kıtlık yıllan için yiyecekler biriktirmelerini söyle."[32] dedi. Yusuf’un tabirinin doğru  olduğunu  anlayan firavun: “Onu bana getirin.”[33] dedi. Firavun tarafından gönderilen elçi Yûsuf'un yanma gelip onu fira­vunun huzuruna gitmesi için davet ettiği zaman, temize çıkmak isteyen Yusuf o elçiyle birlikte firavu­nun huzuruna çıkmadı ve ona : “Efendine (firavuna) dön de ellerini kesen o kadınların zoru neydi? Bunu kendisine bir sor.”[34] dedi. Firavunun sorusuna  Azîz'in pişman olan  hanımı : “Şimdi hak meydana çıktı. Ben ondan nıurâd almak istedim. O ise seksiz şüphesiz doğru söyle­yenlerdendir.”[35] dedi. Yusufun masumiyetini anlayan firavun: “Onu (Yûsuf'u) bana getirin, ben onu ken­dime has bir (müsteşar) edineyim”[36] dedi.

             Zindandan çıkan Yusuf firavun’un huzuruna  çıktı. Firavun: “Sen bugün(den itibaren) bizim nezdimizde mühim bir mevki sahibisin, emin (bir müsteşar)im." dedi Bunun üzerine Hz. Yûsuf ona : 'Benî memleketin hazineleri üzerine (memur) et. Çünkü ben onları koru­mağa muktedirini ve bilenim."[37] dedi  ve  neticede  bu  göreve  getirildi.

            Hazinenin  başına  geçen  Hz. Yusuf  bolluk  yıllarında  tüm  ambarları  doldurdu. Kıtlık  yıllarında  ise halka  bu  ambardan mühimmat  veriliyordu. O  sırada Hz. Yusuf’un  babasının  yaşadığı  bölge de  kıtlık  hüküm sürüyordu. Yusuf’un  kardeşleri kıtlığa  maruz  kalan  diğer  insanlar  gibi Mısır’a  mühimmat  almak  için  geldiler. Hz. Yâkub'un oğulları Mısır'a gelip Yû­suf'un yanına girdikleri zaman Yûsuf onları tanımıştı; fakat onlar, aradan uzun bir müddetin geçmesi ve Hz. Yûsuf'un giyim kuşamının değişmesi dolayısıyla onu tanıyamamışlardı. Çünkü Hz. Yûsuf hükümdarlara lâyık olan elbiseler giyinmişti. Hz. Yûsuf onlara baktı ve : “Buraya ne maksatla geldiniz? Bana söyleyin.” dedi. Onlar “Biz Şâm'lıyız, yiyecek ve zahire al­mak üzere buraya geldik.” dediler. Bunun üzerine Hz. Yûsuf onlara : “Siz yalan söylüyorsunuz, sizler casuslarsınız, işin gerçek yüzünü bana söyle­yin.” dedi. Onlar: “Biz, doğru sözlü dürüst bir adamın on evladıyız, aslın­da biz on iki idik, bir kardeşimiz bizimle birlikte kıra çıkmıştı ve orada helâk oldu, bu kardeşimiz ise babamıza bizden daha sevimli idi.” dediler. Hz. Yûsuf : “Pekâlâ, bu kardeşiniz helak olduktan sonra babanız kime sevgi duyup teselli bulurdu?” diye sordu. Onlar : “Ondan daha küçük olan bir kardeşimiz var, onunla teselli bulurdu.” diye cevap verdiler. Hz. Yûsuf : “O halde onu görmek istiyorum, onu bana getirin. Aksi takdirde : 'Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size hiç bir İdle (zahire) yoktur, boş yere bana yaklaşmayın.'” diyerek onlara karşılık verdi. Onlar ise : "Onu babasından istemeye çalışırız ve her halde (bunu) yapa­rız."[38] dediler.

        Hz. Yâkub'un oğulları zahire yüklü hayvanlarıyla Mısır'dan dönüp babalarının yanına  gelerek ona Mısır’da  geçen  hadiseyi  anlatıp  kardeşleri Bünyamin’i  istediler. Babaları: “Ben onu (Bünyâmin'i) sîze nasıl güvenip emanet edebilirim? Nitekim bundan önce kardeşi (Yûsuf) için siz­lere güvendim de (başıma neler geldi)."[39] dedi. Diğer taraftan : “Onlar, metalarını (zahire yüklerini) açtıkları zaman (zahire bedeli olan) sermayelerini kendilerine geri gönderilmiş buldular. (Bunun üzerine) on­lar : "Ey babamız! Daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize iade edil­miş. (Biz onunla tekrar) ailemize zahire getiririz. Kardeşimizi korur, bir deve yükü zahire de artırmış oluruz" dediler. Hz. Yâkub ise : "Bu seferki aldığımız ölçek (zahire) pek azdır (bizi idare etmez)" dedi ve : "Etrafınız kuşatılıp (çaresiz kalmanız hâriç) onu (Bünyâ-min'i) bana muhakkak surette geri getireceğinize dair Allah'tan bana sağ­lam bir taahhüt getirmedikçe onu sizinle beraber göndermem." diyerek on­lara şart koştu. Nihayet :"Onlar, babalan (Yâkub'a) teminatlarını verince o : "Allah benini ve .sizin hu dediklerimize vekîl (şâlıid olsun.)"[40] dedi

            Bünyamin’i  alarak Mısır’a  gelen kardeşler  tekrar  Yusuf’un  huzuruna  çıkarak Bünyamin’i  ona  gösterdi ve  yine  mühimmat  aldılar. Nihayet Yûsuf'un kardeşleri kafile halinde Mısır'dan ayrılacakları bir sırada arkalarından bir münâdî (tellâl) : "Ey kafile (durun)!. Siz şüphesiz hırsızlarsınız." [41] diye seslendi. Bunun üzerine onlar : «Allah Al­lah! (Hüviyetimizi, ahlakımızı) siz de Öğrenmişsinizdir. Biz hu yere, and olsun ki, fesad çıkarmak için gelmedik. Ayrıca biz hırsız kimseler de deği­liz.[42] Çünkü biz aldığımız zahire ve yiyeceklerin bedelini Yû­suf'a ödedik." dediler. Onların bu sözleri üzerine, kafileye seslenip dur­duranlar tekrar onlara : "Eğer yalancılar iseniz (çalanın) cezası nedir?"[43] diye sordular. Onlar : "Onun cezası yükünde (hırsızlık malı) bulunan kimsenin kendisidir.." [44] dediler. Yani çaldığı mala kar­şılık kendisini alır, köle edinirsiniz demek istediler. Bunun üzerine Hz. Yûsuf, kardeşi Bünyâmin'in kabından önce onların kaplarını aramağa baş­ladı, sonra ölçeği (veya maşrabayı) kardeşinin kabından çıkarıp buldu. Hz. Yâkub'un diğer oğulları hırsızın Bünyâmin olduğunu görünce Yûsuf'u kasdederek : "Eğer o (Bünyâmin) çalmış bulunuyorsa onun daha önce bir kardeşi (Yûsuf) de çalmıştı."  [45] dediler. Yusuf’un  hırsızlığı  hakkında bilgi  bulunmamakla  birlikte bazılarına  göre Hz. Yusuf  küçükken bir şeyler çalmıştı. Ama  bu  konuda  sahih bilgiler yok. Şu  da  unutulmamalıdır  ki  kardeşlerini zamanında  kuyuya  atan  bu  insanlar  pek  tabi  ona hırsızlık  gibi  bir  suçta  atıp  onu  gözlerden  düşürmek  isteyebilirler.

          Nihayet onlar babalarının yanına dönüp Bünyâmin'in durumunu anlattılar. Bu  onların  kardeşlerine ihanet  edip  sahip  çıkmayışlarının ikinci  belgesiydi. Bunun üzerine babaları Hz. Yâkub onlara : "Hayır, sizi nefisleriniz aldatıp (böyle büyük) bir işe sürükle­miştir. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umarım ki Allah onların hep­sini (Yûsuf, Bünyâmin ve Şem'ûn'u) birden bana getirip kavuşturacaktır.” dedi. Sonra: “ ...Üzüntüden iki gözüne ak düş­tü. Fakat (kalbini dolduran öfke ve üzüntüyü) yutup sakladı.”[46] Oğlu  Bünyamin’i   almak  isteyen Hz. Yakup oğullarıyla  bir  mektup  gönderdi. Mektubu  okuyan Hz. Yusuf kardeşlerine kendini  açıklayınca  kardeşleri : “Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?" dediler. O da : '(Evet) hen Yûsuf'um, bu da kardeşim (Bün-yâmin), Allah (birbirimize kavuşmağı) bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez.'  dedi.» (Yûsuf, 90). Onlar özür dileyerek : '"Allah'a and olsun ki, gerçekten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçek şu ki, biz elbette hata işle­miş olduk." dediler. Bunun üzerine Hz. Yûsuf : "Bugün sizi kı­namak yok (yâni suçunuzu size anlatmayacağım). Allah sizi affetsin! Çün­kü O merhametlilerin en merhametlisidir."[47] dedi. Bundan sonra Hz. Yûsuf onlara babasını sordu. Onlar, Bünyâmin'in de kaybolmasıyla üzüntüden gözlerinin kapandığını söylediler. Bunun üzeri­ne Hz. Yûsuf onlara : "Şu gömleğimi götürün ve ona babamın yüzüne ko­yun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ayrıca bütün ailenizi bana getirin."[48] Dedi.[49] Uzun  bir  aradan  ve  çetin  bir  imtihandan sonra Hz. Yusuf  ailesine kavuştur.

         Hz. Yusuf bir  rivayete göre 110[50] bir  rivayete  göre  ise 120[51] yaşında  vefat  etti  ve  Mısır’a  gömüldü. Kardeşlerine; 'eğer Mısır'dan bir gün çıkıp giderseniz, benim cesedimi de yanınızda götürün ve atalarımın yanma gömün' vasiyeti  üzerine  kardeşleri  onun  cesedini Şam’a  götürdü. Tercih edilen görüşe göre, Nablus'a gömüldü.[52]     

 


[1] İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih,Hikmet yayın evi, Ter. Komisyon, I, 118

[2] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 271.

[3] Yûsuf, 46.

[4] Şerefli oğlu Şerefli oğlu Şerefli oğlu; Şerefli Ibrâhîm oğ­lu İshâk oğlu Ya 'kûb oğlu Yûsuf'tur.Bu  hususta  bkz. Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları, 580

[5] İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, I,294

[6]  Rüyanın  yorumu  şu  idi: Güneş  ve  ay  anne  babası,  yıldızlar  ise  kardeşleri  idi. Secde  etmekten  kasıt  ise  onun  büyük  biri  olacağı ve  kardeşlerinin  itaat  edip  anne  babasının saygı  duyacağı  bir  kişi  olmasıdır.

[7] Yusuf, 4-5

[8] Yusuf, 9

[9] Bu  kişinin Kardeşlerin  en  faziletlisi olan  Yâhûdâ (Yahûzâ) olduğu  rivayet  edilir. Bu  hususta  bkz. İbnü’l Esir, I, 119

[10] Yusuf, 10

[11] Yusuf, 11-12-13

[12] Yusuf, 14

[13] İbnü’l Esir, I, 120; İbn Kesîr, I, 297

[14] Kuyu  ve  onun  vasıfları  hakkında  söylenen  sözler  tahminden  başka  bir şey değildir. Kaldı ki o  dönemde  var  olan  bir  kuyunun  günümüz de  bilinmesi  ve  tesbiti  imkansızdır.

[15] Yûsuf, 17-18

[16] Yûsuf, 19

[17] Yusuf, 20

[18] Yusuf, 21

[19] İsmi hakkında  farklı  söylentiler  var: Zeliha, Züleyha ve Ra’il isimleri  zikredilir.

[20] Yûsuf, 23

[21] Yusuf, 24

[22] İsra, 32

[23] Kadının ailesinden  biri  olduğu  belirtilmekle  birlikte  kimin  olduğu  hakkında  bir  bilgi  bulunmaktadır. Kaynaklarda  değişik  akrabalarının  adı  sayılır  ama  bunların doğruluğu  şüphelidir. Ancak  bir  hadiste  küçük  bir  çocuğun  şahadetinden  bahsedilir. Belki de  akraba  olarak  kastedilen  bu  çocuktur. Allah (cc)  en  iyisini  bilir.

[24] Yûsuf, 25-27

[25] Yusuf, 28

[26] Yusuf, 31

[27] Yusuf, 32

[28] Yusuf, 33

[29] Yusuf, 41

[30] Yusuf, 44-45

[31] İbnü’l Esir, I, 120

[32] Yusuf, 47-49

[33] Yusuf, 50

[34] Yusuf, 50

[35] Yusuf, 51

[36] Yusuf, 54

[37] Yusuf, 54,55

[38] Yusuf, 60-61

[39] Yûsuf, 64

[40] Yûsuf, 65-66

[41] Yûsuf, 70

[42] Yûsuf, 73

[43] Yûsuf,74

[44]  Yûsuf, 75

[45] Yûsuf, 77

[46] Yûsuf, 83-84

[47] Yûsuf, 92

[48] Yûsuf, 93

[49] İbnü’l Esir, I, 125-135

[50] Sâbûnî, 597-598.

[51] İbnü’l Esir, I, 135; İbn Kesîr, I, 328

[52] Sâbûnî, 597-598; İbnü’l Esir, I, 136; İbn Kesîr, I, 328