Kullanıcı Değerlendirmesi: / 443
ZayıfMükemmel 

         Kur’’an-ı Kerîm’de 4  yerde  ismi  geçmektedir.[1] O’nun soyu  hakkında  ihtilaflar  bulunmakla  birlikte İbn Kesîr onun nesebi  hakkında İbn İshak’tan  şöyle  rivayet  eder:  “Hz. Eyüp  Rumlardandı. Babası Razih oğlu Mus’tur. Mus  ise İshak’ın oğlu İs’in oğludur. İshak’ta bilindiği  üzere İbrahim’in  oğludur.”[2] Çoğunluğun   görüşüne   göre  Hz. Eyüp İs’in soyundan  gelmektedir. Kesin olan bir  şey  vardır  o da onun Hz. İbrahim’in  soyundan  geldiğidir. Nitekim bu Kur’an’da açıkça  belirtilmektedir. [3] Annesi  ise Lût peygamberin kızıdır.[4] Hz. Eyüp Şam  civarlarında yaşadı.

         Hz. Eyüp Allah (cc)  kendisine  verdiği canı, hadsiz  olan malı[5]  ve kendi öz  ailesiyle  imtihana tabi  tutuldu. Elbette  amaç Hz. Eyüb’ün sabır ve  samimiyetini  sınamaktı. Bunun sebebi  ise Hz. Eyyüb’ün takvalı  ve samimi  bir  kul  olmasıdır. Nitekim Hz. Peygamber “Kişi takvası  ölçüsünde belalara maruz kalır”  buyurarak bir  nokta da  Hz. Eyyüb’ün imtihanını  tasvir  ediyordu.

        Bazı  kaynaklarda Hz. Eyyüb’ün  başına  gelen  felaketin sebebi  şöyledir: “Allah (cc) Eyyûb 'u andığı zaman meleklerin ona dua ve istiğ­far ile cevap vermeleri İblîs'in Eyyûb'u kıskanmasına yol açtı. Hatta İblis onu din yönünden fitneye düşürüp sarsmak için Allah'tan kendisini onun başına musallat etmesini istedi; Allah (C.c.) da İblis'i sadece mal noktasın­dan onun başına musallat kıldı.          Bunun üzerine İblis, bu mesele üzerinde istişare etmek için ifritler­den ileri gelen adamlarını topladı.          Dimaşk (Şâm) şehrine bağlı olan Besniyye kasabası bütün müştemilatıyla birlikte Hz. Eyyûb'un mülkiyetinde idi. Bu kasabanın arazisinde çobanlar tarafından ona ait bin koyun otlatılırdı. Ayrıca araziyi ekip biç­mek için hazırlanmış koşumlu vaziyette beş yüz çifti vardı. Bu çiftlerin (sabanların) peşinden giden beş yüz tane de kölesi mevcuttu. Her kölenin bir hanımı, çocukları ve malları vardı. Bu arada bir çift için gerekli olan (saban v.s. gibi) âlet ve edevatı dişi bir merkep taşırdı. Her dişi merke­bin de bir, iki veya daha çok sıpaları vardı.Nihayet istişare için topladığı adamlarına : "Ben Eyyûb'un mal ve mül­küne musallat oldum. Ne kadar gücünüz var? Hüner ve marifetiniz ne durumdadır?" diye sordu. Bunun üzerine onların her biri görüşlerini ayrı ay­rı ortaya koydular. İstişareden sonra İblis adamlarını Eyyûb (A.s.)'un mal ve mülkünün üzerine gönderdi. Neticede onlar Hz. Eyyûb'un bütün mal­larını yok ettiler. Hz. Eyyûb ise bu durum karşısında Allah'a hamd ediyor, O'na ibâdet etmekten, verdiği şeylere şükretmekten ve başına musallat et­tiği belâ ve musibetlere sabretmekten asla geri durmuyordu.

         İblis, Hz. Eyyûb'un bu metanet ve sabrını görünce Allah'tan kendisini onun çocuklarına musallat etmesini istedi. Allah (C.c.) ise İblis'i onun ço­cuklarına musallat etti; fakat Eyyûb (A.s.)'un bedenine, aklına ve kal­bine musallat olmasına müsâade etmedi. Neticede İblîs onun bütün çocuk­larını helak edip yok etti. Bundan sonra İblîs onun çocuklarına hikmet öğ­reten bir muallim kılığına girerek yaralı ve kafası kırılmış bir vaziyette Hz. Eyyûb'a gelip kendisini açındırdı. Hatta yüreği yufkalaşan Eyyûb (A.s), onun bu durumuna ağladı ve yerden bir avuç toprak alıp onun başına dök­tü.  İblîs ise Eyyûb'un bu hareketine çok sevindi.”[6]

          Kaynaklarda buna  benzer  pek  çok  rivayet  vardır. Ancak Hz. Eyyüb’ün ne  kadar  malı  olduğu  ve sayısı hakkında sahih  kaynaklarda  bulmamasına  rağmen onun malı  hakkında farklı  sayıların zikredilmesi  düşündürücüdür. Ayrıca Kur’an’da  şeytanın  musallat  olduğu bildirilmekle  birlikte detay  hakkında  bilgi  bulunmamaktadır. Ancak bir  çok  tarihçi  ve müfessir  konuya  zenginlik  kazandırmak  adına  İsrailî kaynaklarda  yer  alan  pek  çok  rivayeti  kitaplarına  almaktan  geri  durmamışlardır. İsrailî  kaynaklardaki  Eyyüb  kıssasına  bakıldığında  Eyyüb’ün malı ve  çocuklarına şeytanın  musallat  olduğunu anlatan  detayların buradan  alındığı  açıkça  görülecektir. İşte yukarda  yer alan  rivayet de  onlardan  biridir.

          Yine Kur’an’da  onun hastalığı  ( başına iş geldiği) hakkında bilgiler  bulunmakla  birlikte sahih  kaynaklarda  bu bela  detaylar  bulunmamakta. Hal  böyle  olunca bu  boşluğu  doldurmak  için İsrailî  pek  çok  kaynaktan  hikaye  ve  kıssalar  alınarak eksiklik  tamamlanmak  istenmiş. Ancak  o  kadar  boş  lüzumsuz  ve bir  peygambere  yakıştırılamayacak rivayetler alınmış  ki  bunların ayıklanması  İslam Akidesi  açısından  çok  hayırlı  olur. Ayrıca  varidat  edilen  hastalığın  süresi  hakkında da  farklı  rakamlar  zikredilmektedir.

          Hz. Eyyüb’ün  hastalığı  ile  ilgili  bir  rivayet  şöyledir: Eyyûb cüzzam hastalığına yakalandı. Bundan daha kötü­sü ise onun vücudunda kadın memesi gibi kabarcıklar ve şişler belirmeğe başladı. Bunlar deşildiği zaman etrafa koku saçıyor ve hiç bir kimse bu kokuya tahammül edemiyordu. Bu yüzden kasaba halkı onu kasabalarının dışındaki bir çöplüğe bırakmışlardı. Hatta hanımından başka hiçbir kim­se onun yanma yaklaşmıyor, hanımı ise ona lâzım olacak şeyleri getirip götürüyordu. Nihayet Hz. Eyyûb çöplükte yedi yıl kaldı ve başına gelen bu felâketin kaldırılması için Allah'tan dilekte bulunmadı. Halbuki Allah ka­tında, yer yüzünde ondan daha değerlisi yoktu.

         Bir  rivayete  göre  ise : Vücudu ateş kesildi ve neticede etleri dökülüp vücudunu kurtlar sardı. Hatta İblîs Hz. Eyyûb'un vücudundan yere düşen kurtları alır, onları düştükleri yerlere tekrar kor ve onlara hitaben : "Allah'ın rızkından yiyiniz" derdi. [7]

          Hastalığının ne  olduğu  bile  bilinmeyen Hz. Eyüb’e  pek  çok hastalık isnad  edilir. Kaynaklarda  onun  hastalığı uyuz, cüzam[8],  çiçek[9]   veya kurtların musallat olduğu bir  hastalık olarak  tasvir  edilir. Ancak  bunların  hepsi tahmin  ve  israilî  haberden  başka  bir şey  değildir. Bir  peygamberin  sabrını  göstermek  için vücuduna  kurtların musallat olduğunu  hatta  Hz. Eyyüb’ün  bunlardan  şikayet  etmeyip  düşen  kurtları  geri aldığı şeklinde  rivayetlere gerek  yoktur. Eyyüp peygamber  sabır  timsali  olduğu  doğrudur  ama  onun  böyle  olduğunu  göstermek  için  bu  kadar  ağır  şeylerle  tasvir  etmek ne  derece doğrudur? Bu  tür  rivayetler  masum aklın ürettiği  İsrailî  haberlerden  başka  bir  şey  değildir. 

          Hz. Eyyüb’ün  toplumun tepkisine  yol  açacak hatta  bu  sebeple  onu  çöplüğe  attıracak  hastalık  hikayesi  de doğru  değildir. Peygamber  toplumun  uyarıcısı  ve öncüsüdür. Nasıl  olur da halkın  sevgi  ve  şefkatini  kazanacak  kişi onların  gözünde  sevimsiz  bir  insan  kimliğine  sokulur? Bunlar asılsız  bir  yakıştırmadan  başka  bir  şey  değildir.

       Hz. Eyyüb’e  hastalığı  sırasında refakat  eden  cefakâr  eşinin de 100 sopaya maruz  kaldığı, hatta sopa  yemesinin sebebi  hakkında  kesin  bilgiler  olmamasına  rağmen  bu  konuda  pek çok rivayet bulunmaktadır.[10] Kur’an’da Allah (cc) Hz. Eyyüb’e  hitaben “ Ey Eyyüb  eline  bir  demet sap  alıp onunla  vur, yeminini bozma” demiştik[11]  buyurmakta. Pek çok kişi  bu ayetten  sopaya maruz kalanın eşi  olduğu çıkarmıştır. Ayette  sopaya  layık  kalan  kişinin  eşi  olup-olmadığı   hakkında  açık  bir  bilgi  bulunmamasına  rağmen  hizmette  kusur  etmeyen eşi  neden  buna  reva  görülmüştür  açıkçası anlaşılır  şey  değildir.  Hatta  bazıları  karısısın  şeytanla    birliği  yaptığını söylemekten  de  geri durmazlar.

           Hz. Eyyüb’ün  yakalandığı  musibet, bela  neydi? Hangi  beladan  dolayı Rabbinden  afiyet  istedi? Bu  konuda  netlik  bulunmamakla  birlikte  İslam Alimleri  onun maruz  kıldığı  bela  hakkında pek çok  görüş  ortaya  atılmıştır.  Bunlar:

1-     Namaz  kılmak istedi  fakat  kalkamadı  bu  yüzden  afiyet  istedi.

2-     Kendisine vahiy  gelmemişti  bu yüzden  afiyet  istedi.

3-     Hz. Eyyüb’e  gelen  vahiyi  insanlar  yırtıp  attığı  için onların  helakinden  korkan Eyyüb afiyet  istedi.

4-     Yarasına  kurt  düşmüştü  bundan  dolayı  afiyet  istedi.

5-      Kurtlar  dile  kadar  ulaştığı  ve  onu  zikirden  geri  koyduğu  için afiyet  istedi….[12]

       Ve  daha  pek  çok sebep  sıralanmış. Allah’ın  bildirmediği bu  konuda  yorum ve  görüşte  bulunmak  hatta  bunlara  gerçek  gözüyle  bakmak  yersizdir.

          Neticede  bu  belaya  dayamayan Hz. Eyyüb: “‘Başıma bu bela geldi.. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin!' diye yalvardı. Bunun üzerine Biz; tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona, aile fertlerine, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.[13]

        Hz. Eyyûb, 93 yıl yaşadı. Allah, ona; mal ve ço­luk çocuk verdi. 26 erkek çocuğu oldu. Bunlardan birisinin adı, Bişr idi. Bazı tarihçiler, bu Bişr ile ilgili olarak şöyle der­ler: "Bu, Kur'ân-ı Kerîm'in, peygamberler içinde ismini andığı Zülkifl'dir."[14] En  iyisini Allah bilir.

HATEM

[1] Nisa, 163; En'âm, 84; Enbiyâ, 83; Sâd, 41

[2] İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, I, 329; M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, I, 305. Benzer  rivayet  İbnü’l Esîr’in kamil’inde de  yer  almaktadır.

[3] Biz, İbrahim'e; îshâk'ı ve (Ishâk'ın oğlu) Ya'kûb'u da armağan ettik, hepsini de doğru yola (peygamberliğe) ilettik. Nitekim daha önce de Nuh'u ve 'ibrahim'in soyundan'; Davud'u, Süleyman 'ı, 'Eyyûb 'u, Yûsuf'u, Mûsâ 'yi ve Hârûn 'u doğru yola (peygamberliğe) iletmiştik. Biz, iyi davrananları işte böyle mükafatlandırırız. (En'âm, 84-87)

[4] İbnü’l-Esîr, El Kâmil Fi’t-Tarih,Hikmet yayın evi, Ter. Komisyon,  I, 109; İbn Kesîr,  I, 329-330

[5] Bir çok kaynakta onun sonsuz  ve  sayılamayacak  kadar  zengin  olduğu  geçer. Bu  imkan  dahilde  değildir. Ancak bizim sahih  kaynaklarımızda  böyle  bir  bilgi  yer almamaktadır. Bunlar  İsrail’i  bir  bilgidir.

[6] İbnü’l-Esîr, ,  I, 109-110; İbn Kesîr,  I, 330

[7] İbnü’l-Esîr, ,  I, 110, İbn Kesîr,  I, 329-335

[8] İbnü’l-Esîr, ,  I, 110

[9] İbn Kesîr,  I, 331 Bu  mücahid’in  görüşüdür.

[10] Eşinin İblise  uyduğu  hatta  ona  saçının telini  göstererek ondan  ekmek  aldığı  gibi  pek  çok  rivayet  bulunmaktadır. Bu  hususta  bkz. İbn Kesîr,  I, 331

[11] Sa’d, 44

[12] Abdullah AYDEMİR, İslamî Kaynaklara göre Peygamberler, Diyanet Vakfı Yayınları, 106

[13] Enbiya, 83

[14] İbnü’l-Esîr, ,  I, 117; İbn Kesîr,  I, 330; Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları, 612-613.