Kullanıcı Değerlendirmesi: / 318
ZayıfMükemmel 

            Kur’an-ı Kerîm’de  ismi  12  yerde  geçmektedir. Babası Hz. İbrahim,  annesi  ise Sare’nin Mısır asıllı cariyesi  Hâcer’dir.  İsmail  kelimesi  Arapça  olmamakla  birlikte Süryanice İsmâin “Tanrıya  itaatkar”   kelimesinden veya  İbranice Yişmâ’el  “Tanrı işitir” kelimesinden geldiği  ifade edilir.[1] Hz. İsmail’in lakabı  ise “Allah’ın Kurbanı”dır. O Arapların atası ve Rasûlüllah’ın dedelerindendir.

            Uzun süre çocuğu  olmayan Sare eşi İbrahim’i cariyesi Hacer ile  evlendirdi. Bu  evlilik  neticesinde Hz. İbrahim 86  yaşında iken Allah (cc)  tarafından İsmail  adında  bir  erkek  evlat  verildi.

            Rivayetlere  göre  Sare  İsmail’in annesi Hacer’i  kıskandı ve   Hz. İbrahim’den  onu  göremeyeceği  bir  yere  götürmesini  istedi.[2] Hatta  Hacer’i  önce  evden  kovduğu  sonra  tekrar  yanına  aldığı  ancak  yine  kıskanarak  onun  sünnet  yerini  kestiği  böylece  de  kadınların  ilk  sünnet  olma  adetinin  buradan  kaldığı  rivayet  edilir.[3] Bu  rivayetler makul    kabul  görmekle  birlikte  akıllara  şöyle sorular  geliyor: Niçin Hz. İbrahim  kıskançlık  gibi  basit  bir duygu  yüzünden  karısını ve  oğlunu  günlerce  uzakta  olan bir  çöle  götürdü, kaldı ki  ona  biraz  uzakta başka  bir  ev  ayıramaz mıydı, bu kıskançlıktan  dolayı  bir  ayrılma  faaliyeti değil de  ilahî imtihan  mıydı?

          Allah (cc) Hz. İbrahim'e Mekke'ye gitmesini vahyetti; o zaman Mekke'de hiç bir bitki mevcut değildi.[4] Hz. İbrahim, Hâ­cer ile oğlu İsmail'i Mekke'ye götürüp onları Mekke'de Zemzem'in bulun­duğu yere bırakıp geri döndü. Hâcer Hz. İbrahim'in arkasından : “Ey İb­rahim! Ekini, suyu, yiyeceği ve ülfet edip yalnızlığın gidereceği bir kimse­si bulunmayan böyle bir yere bizi bırakıp gitmeyi sana kim emretti?” diye seslendi. Hz. İbrahim : “Rabb'ım emretti." dedi. O zaman Hâcer :”O, bizi zayi etmez, muhakkak bizi korur.”dedi. Hz. İbrahim geri dönerken : “Ey Rabb'imiz! Ben zürriyetimden kimisini (Hâcer ile İsmail'i) senin mukad­des olan evinin yanında ekinsizbir vadiye yerleştirdim. Ey Rabb'imiz! On­lar namazı dosdoğru kılsınlar diye böyle yaptım. Artık sen insanların bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için de onları bazı meyvelerle rızıklandır.”[5]  diye yalvardı.

         Hz. İbrahim’e  bu  olaydan  dolayı  çok  eleştiri  yapılmaktadır. Denilir  ki; “Sıradan bir  insan  bile  eşi  ve  çocuklarını  akıbeti  belli  olmayan  bir  yere  bırakmazken, Allah’ın  peygamber  olarak seçtiği  kişi,  küçücük bir  yavruyu  ve  annesini  ıssız  çöle  terk eder?” Bu elbette  bir  terk etme  hadisesi  değildi. İlahi  istek  doğrultusunda  emin  bir  yere  bırakmaktan  başka  bir  şey  değildi. Zaten bu  olayın  sonunda  da İsmail  ve  annesinin  sağlam  bir  şekilde hayatını  devam  ettirmesi eleştirilerin  haksızlığını  ortaya  koymaktadır. Ayrıca  onları  gerçekten  ölüme  terk  etmiş  olsaydı  Hacer  buna  razı  olur muydu?

            İsmail susayınca ayaklarıyla tepinmeğe,[6] annesi Hâcer de bir şeyler görebilirim ümidiyle Safa tepesine çıkıp sağa sola bakmağa başladı, fakat Hâcer hiçbir şey göremedi. Sonra vadiye inerek Merve tarafına koştu, Merve'nin tepesine çıkınca yine bir şeyler görebilirim gayesiyle sağa sola baktı, fakat bu defa da bîr şey göremedi. Hâcer bu koşma hareketini yedi defa yaptı. İşte hacc esnasında yapılan sa'yın aslı buradan gelmektedir. Bundan sonra Hâcer İsmail'in yanına'geldi; bu sırada İsmail ayaklarıyla tepmiyordu ve "Zemzem" denilen pınar ise yerden kaynayıp toprak üze­rine çıkmağa başlamıştı. Hâcer ise suyun toprak üzerine çıkmasını sağla­mak için elleriyle toprağı karıştırarak eşeliyor ve etrafını çeviriyordu. Hat­tâ toplanan suları (ihtiyat tedbiri olarak) tulumuna dolduruyordu. Hz. Pey­gamber (S.a.) Hâcer'in bu hareketi hususunda : “Allah, Hâcer'e merhamet etsin! Eğer o, suyu kendi hâline bırakmış olsaydı, bu su etrafına taşıp akan bir pınar olacaktı.” buyurmuştur.[7]

         Mekke’ye  yakın  yerde yerleşen  Cürhüm Kabilesi buradan su çıkması  sebebiyle Mekke’ye  yerleştiler. Hz. İsmail onların aralarında  büyüdü  ve  onların  dilini  öğrendi ve  büyüdükten sonra onlardan  biriyle  evlendi. Hz. İsmail  bu  arap  kabilenden  bir  kızla  evlendiği  için  onun  soyuna “Arab-ı Müstağribe” denildi.[8] Oğlu büyüyüp  evlendikten  bir müddet  sonra Hacer  vefat  etti.[9]

 

(Beytü’l Harâm) Kâbe’nin İnşası

          İslam akidesine  göre  kıble  ve Allah’ın  evi  olarak  bilinen  yerdir. Kâbe’ye,  dört  köşeli  olması  veya Araplarda yüksek  evlere  bu  isim  verilmesi  sebebiyle  Kâbe  ismi  verildi. Ancak buraya Kâbe, Kâbe-i Muaazama veya Beytü’l Harâm’da  denilmektedir.  Rivayetlere  göre Kâbe 11 defa inşa  edildi.[10] Ancak Hafız İbn Kesîr Hz. İbrahim’den  önce  inşa  edildiğine  dair Hz. Peygamber’den  sahih  bir  haberin  gelmedeğine  dikkat  çekerek  Kâbe’yi  ilk  yapanın Hz. İbrahim  olduğu  görüşündedir.[11] Bir çok  İslam alimi de Hz. İbrahim’den  önce  kâbe’nin  yapılışı  hakkındaki  rivayetlerin İsrailiyyat olduğunu belirtir.[12]

         Eşi  Sare  ile  Filistin’de  yaşayan Hz. İbrahim  ilahi  emir   üzerine  Mekke’ye  geldi. Oğlu  İsmail’e : “Ey İsmail! Allah (cc) bana kendisi için bir ev (mâbed) yapmamı emretti.” dedi. Hz. İsmail de babası­na : “Rabb'ine itaat et.” dedi. Hz. İbrahim oğlu İsmail'e : “Rabb'im senin bana yardım etmeni emretti.” dedi. İsmail : “O hâlde bu emri derhal yeri­ne getiririm.” karşılığını verdi. Bunun üzerine Hz. İsmail kalkıp işbaşına geldi. Hz. İbrahim Ka'be'nin temelini yükseltirken oğlu İsmail de kendisine taş veriyordu.

         Ka'be'nin yapısı yükselince, yaşı ilerlemiş olan Hz. İbrahim taşları kaldıramaz olmuştu. Bu sebepten bugün Makâm-ı İbrahim[13] denilen taşın üzerine basarak taşları alıp inşaata devam ediyordu. [14] Kâbenin yapımı bitince şöyle dua  etiler: "Ey Rabbimiz! Bizden (yapmış olduğumuz şu hizmeti) ka­bul et. Doğrusu hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen sensin sen!"[15] Artık  kâbe  bundan  sonra  tüm  iman  edenlerin ziyaretgâhı  oldu.

Kurban Meselesi (Kurbanlık  evlat İsmail mi, İshak mıydı?)

          Eşi Sare’nin kısır olması sebebiyle, bir  hayli  ilerlemiş  yaşına  rağmen  baba  olamayan Hz. İbrahim Rabbine yalvardı ve Allah (cc)  ona  bir  evlat  nasip  etti. Kur’an-ı Kerîm de  bu  olay  şöyle  tasvir  edilir:

          İbrahim:  “Rabbim  bana  iyilerden  olacak  bir  çocuk  ver”  diye  yalvardı.Biz de O’na yumuşak huylu  bir  oğlan  müjdeledik. Çocuk  kendisinin  yanında  yürümeye  başlayınca: “Ey oğlum! Doğrusu ben, uykuda iken seni (Allah 'in isteği doğrultusunda) boğazladığımı gördüm. Bir düşün! (Bu konuda) Ne dersin?” dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolunduysan onu yap. Allah di­lerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin. "Böylece  ikisi de Allah’a  teslimiyet  gösterip, babası oğlunu alnı  üzerine yatırınca biz: "Ey ibrâhîm! Rüyayı gerçek yaptın. İşte Biz iyi davranan­ları böyle mükafatlandırırız" diye seslendik. Doğrusu (İbra­him'e yapılan) hu (iş) apaçık bir imtihan idi. Ona (bu yaptığı davranışa karşılık) fidye olarak büyük bir kurbanlık ver­dik.[16]

        Bu  hadise, hiç  şüphesiz 86  yaşında  ilk  defa  baba  olan Hz. İbrahim’in  Allah  tarafından  denenmesiydi. Ancak  kur’an’da kurban  edilecek  çocuğun  ismi  geçmemesi tartışma  konusu  olmuştur. Tevrat’a  göre  bu  sınavda kurban  olarak  seçilen  evlat Hz. İshak’tı.[17] Kurban edilecek evlat İslam  alimlerinin bir  kısmına  göre Hz. İsmail, bir  kısmına  göre Hz. İshak’tı.

Kurban  edilen  kişinin İshak olduğunu söyleyen zatlar  şunlardır: Ömer b. el-Hattâb, Ali b. Ebû Tâlib, Abbâs b. Abdu'l-Muttalib, ken­disinden İkrime'nin rivayette bulunduğu Abdullah b. Abbâs, Abdullah b.Mes'ûd, Ka'b,   İbn  Sâbıt,   İbn  Ebu'l-Hüzeyl ve Mesrûk[18] İkrime, Said b. Cübeyr, Mücahid, Ata…[19]kurban edilecek kişinin Hz. İshâk olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak Hafız İbn Kesîr’in  ifade  ettiği  gibi  isimleri  zikredilen  bu  kişilerin bu  konuda  sahih  hadisi  bulunmayan Hz. Peygamber’den değil de  Kâbü’l-Ahbar  veya  Ehl-i Kitaptan  etkilenmiş  olabileceği  malumdur.[20] Çünkü o  dönemde bir  çok  konu Ehl-ii Kitab’a  soruluyor  ve  onların  görüşleri  alınıyordu.

Kurban  edilen  kişinin İsmail  olduğunu söyleyen zatlar ise  şunlardır: İbn Ömer, Ebu Hureyre, Ebu Tufeyl, Said b. Müseyyeb…[21] kurban  edilen  zat  İsmail’dir demişlerdir. Sa'îd b. Cübeyr, Yûsuf b. Mihrân, eş-Şa'bî, Mücâhid ve Atâ' b. Ebû Rebâh'm müştereken İbn Abbâs'tan rivayet ettiklerine göre o şöyle demiş­tir ; “Kurban edilecek olan kişi Hz. İsmail'dir. Yahudiler ise bunun İshâk olduğunu iddia ediyorlar, dolayısıyla yalan söylüyorlar.”[22]Kurban  edilecek kişinin Hz. İshak olduğuna  dair deliler:

1-     Hz. Yusuf Mısır  melikine: “Ben, Allah dostu İbrahim’in kurbanlık oğlu İshak’ın oğlu Yakub’un oğlu  Yusuf’um” dedi.Ancak  bu  rivayet Kâbü’l-Ahbar’dan alınmıştır ve sahih değildir.

2-     Tevrat’ta Hz. İshak  olarak  belirtilmiştir. Tevrat aslı bozulmuş  bir kitap  olduğu için bu  görüş doğrudur demek yanlış  olur.

3-     Hz. Yakup’un oğlu  Yusuf’a  yazdığı  mektupta  kurbanlık evladın Hz. İshak  olduğu yazılmıştır. Ancak  bu  mektup uydurmadır.[23]

         Bu  hususta sahih bir  hadis  olmamakla  birlikte İsrailiyyat’tan nakledilen pek  çok  haber  bulunmaktadır.

Kurban  edilecek kişinin Hz. İsmail  olduğuna  dair deliler:

        Kur’an-ı Kerim’de  verilen  haberleri  bir  bütünlük  içinde  değerlendiren İslam alimleri Kurbanlık  çocuğun Hz. İsmail  olduğunu  belirtirler.[24] Kur’an’da kurbanlık  evlat  hakkında  işaretler  bulunmakla  birlikte  bu  konuda  kesin  hüküm  vermek  için hadisler ve  olayın  meydana geldiği  yer  bir  bütünlük  içinde  değerlendirildiğinde daha  doğru  sonuçlar  elde  edilir.

         Rasûlüllah bir  çok  defa  kurbanlık  evlat  hakkında  bilgi  verdi. Bir  defasında “ Ben iki  kurbanlığın oğluyum”[25] diyerek atası İsmail’in  kurbanlık  olduğunu açıkça  bildirdi. Yine  O “Gerçekten kurbanlık İsmail’dir” buyurarak  kurbanlık  evlat  hakkında  bilgi  verdi. Hadisler’in  işaret  ettiğine  göre  kurban  kesme  hadisesi  Mekke’de  gerçekleşti. Çünkü  kâbe’de kurbanlık  koçun  boynuzları  vardı. Mekke de  ise Hz. İsmail  yaşadı. Olay  Mekke de  gerçekleştiğine  göre kurbanlık da Hz. İsmail’den  başkası  olamaz. Yine  ayette de  belirtildiği  üzere Hz. İbrahim Allah (cc)  bir  evlat  istedi.  Bunun  Üzerine İsmail  doğdu. Allah (cc)  verdiği  bu  evlat  ile onu  sınamak  istedi  ve  oğlunu  kurban  etmesini emretti. Eğer burada  bir  imtihan  söz  konusu  ise  ilk  evlatla  imtihan  edilmesi  en  doğrudur. Çünkü  86  yaşına  kadar  baba  olamayan  bir kişinin ilk  evladından  daha  sevimli  ne  olabilir?

        Anlaşılan  o ki  İsrailoğulları, kendilerini  ve  kendi  soylarını  daha  üstün  göstermek  adına  kurbanlık  evladın  kendi  ataları olan Hz. İshak  olduğunu  önce Tevrat’a  sonra  ise  İslamî eserlere  sokmak  için  çaba  sarf  ettiler.

 Hz. İsmail’in çocukları ve vefatı:       

         Hz. İsmail Cürhüm Kabilesine mensup Seyyide adındaki  hanımından on iki erkek çocuğu olmuştu. Bunlar: Nâbit, Kaydâr, İzîl (İbdîl?), Mîşa, Mesma', Rama (?), Mâş (Mâs?), Âzer, Katûrâ, Kafes, Tamyâ ve Kaydmân'dır. Hz. İs­mail'in iki oğlu Nâbit ve Kaydâr'dan Allah (cc) Arapları türetti.

          İddia edildiğine göre Hz. İsmail 137 yaşında iken  vefat  etti. Hz. İsmail  annesinin yanına  yani Mekke’ de “Hicr” denilen  yere  defnedildi. [26]

HATEM

[1] Diyanet İslam Ansiklopedisi, “İsmail” maddesi, XXIII,

[2] İbnü’l-Esîr, El Kâmil Fi’t-Tarih,Hikmet yayın evi, Ter. Komisyon,  I, 85; İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, I, 219-220, Sabûni, s. 368.

[3] İbnü’l-Esîr, I, 86

[4] Bu  ibareden de  anlaşılıyor ki  bu  ilahi  bir  takdirdi. Ve belki  de  Hz. İbrahim  ve  eşi  bu  ayrılık  ile  sınanacaklardı.

[5] İbrahim, 37

[6] Bu ifadeden  öyle  anlaşılıyor  ki Hz. İsmail  emzikten  kesilmiş  ve su  içme  çağına gelmişti. İbn Sa’d Hz. İsmail’in iki  yaşında  olduğunu  söyler. Bu  hususta bkz. İbn.Sa'd-Tabakat, I, 50

[7] İbnü’l-Esir, I, 86; İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Çağrı yayınları,  İstanbul, Çev. Mehmet KESKİN, I, 221-222

[8] İbnü’l-Esir, I, 86-87

[9] Hacer’in  mezarı  bugün Kabe’nin bitişiğinde yarım daire şeklinde bir duvarla çevrili 'Hicr" diye anılan yerdedir.

[10] Bunlar  şöyledir: 1. Yüce Allah, gök halkının Beyt-i Ma'muru tavaf ettikleri gibi yeryüzü halkının da tavaf ve ziyaret etmeleri için Beyt-i Ma'mur'un yeryüzündeki bir örneği olması üzere melekleri gönderip ilk Kabe'yi yaptırmıştır.2. Kabe'nin ikinci yapılışı, Hz. Adem (a.s) tarafından dır.3. Hz. Adem (a.s)'ııı vefatından Hz. Adem'in oğullan Kabe'yi taş ve şmur ile tekrar yapmışlardır.4. Tufan ile Kabe'nin binası yok olduğundan dolayı Hz. îbrâhîm (a.s) ve oğlu Hz. İsmâîl (a.s) tarafından inşa edilmiştir.5. Üzerinden zaman geçip yıkılınca Kabe'yi bu seferde Amalikalılar yemiştir. 6. Bu defa Cürhümlüler tarafından yapılmıştır.                                            7.  Kusayb. Kilâb tarafından yapılmıştır.8. Kureyşliler tarafından yapılmıştır.9. Abdullah b. Zübeyr tarafından yapılmıştır.10. Haccâc-ı zalim tarafından yapılmıştır.

11. Osmanlı padişahlarından Ahmed ve oğlu Murad tarafından yapılmştır.Ayrıca günümüzde Kabe'nin etrafında yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Kabe'yle ilgili bilgiler için b.k.z: Bakara: 2/127-129; Âl-i İmrân: 96-97 Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 370-375

[11] İbn Kesîr, I, 237

[12] Abdullah AYDEMİR, İslamî Kaynaklara göre Peygamberler, Diyanet Vakfı Yayınları, 66

[13] Hz. İbrâlıîm  bu taşın üzerine bastıp durduğu için ona "Makam-ı İbrâhîm" denildi.

[14] İbnü’l-Esir, I, 89-90; İbn Kesîr, I, 223-224

[15] Bakara: 2/127

[16] es-Saffat, 100-107

[17] Tekvin, XXII.

[18]İbnü’l-Esir, I, 92

[19] İbn Kesîr, I, 229

[20] İbn Kesîr, I, 229

[21] İbn Kesîr, I, 230

[22] İbnü’l-Esir, I, 93

[23] AYDEMİR,69-71

[24] Bu  hususta  bkz. İbn Kesîr, I, 228-230, İbnü’l-Esir, I, 92, AYDEMİR, 71-72

[25] İbn Kesîr, I, 227-230, AYDEMİR, 71-72

[26] İbnü’l-Esir, I, 106